Prof. Dr. Zakir Avşar, 3 Kasım 2002 tarihinin, Türkiye'nin modernleşme serüveninde adeta bir milat olduğunu ve bu tarihin, devlet yönetiminden ekonomiye, dış ilişkilerden toplumsal dokuya kadar pek çok alanda köklü değişikliklerin fitilini ateşlediğini belirtti. 1990'ların istikrarsız koalisyon hükümetlerinin aksine, 2002 sonrasında siyasi istikrarın tesis edilmesi, güçlü bir yürütme organı ve halk desteğiyle ülkeye yeni bir meşruiyet zemini kazandırdı.
DEMOKRATİK DENGELER YENİDEN KURULDU: VESAYETİN SONU
Avşar'a göre, AK Parti iktidarıyla birlikte demokratikleşme süreci sadece sandık sonuçlarıyla sınırlı kalmadı; aynı zamanda devlet içindeki vesayetçi odakların gücünün kırılmasıyla da derinleşti. 2007'deki e-muhtıra, 2008'deki kapatma davası ve 2013 sonrası yargı üzerinden yapılan müdahaleler, seçilmiş irade ile atanmış bürokratik otoriteler arasındaki tarihi gerilimi gözler önüne serdi. 15 Temmuz 2016'daki hain darbe girişimi ise, Türkiye'nin demokratik olgunluğunun en kritik sınavı olarak tarihe geçti. Halkın doğrudan cumhurbaşkanını seçmesi, 2010 Anayasa referandumu ve 2017'de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçiş gibi adımlar, vesayet sistemine karşı güçlü demokratik güvenceler oluşturdu.
EKONOMİK ATAKLAR VE SOSYAL DOKUNUN GÜÇLENMESİ
2001 ekonomik krizinin ardından atılan yapısal reformlar, Prof. Avşar'ın analizine göre, 2002 ile 2013 yılları arasında ortalama %5,5'lik etkileyici bir büyüme oranına ulaşıldığını ve kamu borcunun milli gelire oranının önemli ölçüde azaldığını gösteriyor. Sağlanan bütçe disiplini ve değişen sosyal politika anlayışı, sosyal yardımların kurumsallaşması ve yoksullukla mücadelede hedef odaklı politikaların hayata geçirilmesiyle toplumsal refah seviyesini yükseltti. 2002'de 70 yıl olan ortalama yaşam beklentisi, 2020'lere gelindiğinde 78 yıla ulaşırken, eğitimde fırsat eşitliğinin artması ve kadınların iş gücüne katılımındaki yükseliş, toplumsal dönüşümün somut göstergeleri olarak öne çıkıyor.




