• Ziraat Bankası Reklam
BİLİM VE TEKNOLOJİ
Yayınlanma : 17 Mart 2026 03:52
Düzenleme : 17 Mart 2026 03:52

Bilim insanları donmuş beyin dokusunu yeniden canlandırmayı başardı

Bilim insanları donmuş beyin dokusunu yeniden canlandırmayı başardı
Almanya'daki bilim insanları, dondurulmuş fare beyin dokusunu yeniden canlandırarak önemli bir başarıya imza attı. Bu gelişme, gelecekte beyin yaralanmaları ve organ nakillerinde potansiyel uygulamalara kapı açıyor.

Almanya'daki bilim insanları, dondurulmuş fare beyin dokusunda ilk kez çözülme sonrası bazı beyin işlevlerini yeniden başlatmayı başardı.

morgan yeni köy

DERİN DONDURMA BAŞARISI

Bilim insanları, derin dondurma sonrası beyin dokusunun yeniden çalıştırılmasına yönelik önemli bir başarıya imza attı. Yapılan araştırmada, dondurulan fare beyin dokularının çözülmesinin ardından sinirsel aktivitenin kısmen yeniden başladığı gözlemlendi. Nature dergisine göre, araştırmacılar bu yöntemin gelecekte beyin yaralanmaları veya hastalıkları sırasında koruma, organ bankaları oluşturma ve hatta memelilerde tüm vücudun dondurulması gibi uygulamalara kapı aralayabileceğini belirtiyor.

BUZ KRİSTALLERİ SORUN OLDU

Dondurulmuş beyin dokusunun tam işlevlerini yeniden kazanamamasının en önemli nedeni, donma sırasında oluşan buz kristallerinin hücrelerin hassas yapısını bozmasıdır. Bilim insanları bu sorunu aşmak için “vitrifikasyon” adı verilen bir yöntem kullandı. Bu yöntem, sıvıların çok hızlı soğutularak cam benzeri bir yapıya dönüşmesini sağlıyor. Araştırmada fare beyinlerinden alınan 350 mikrometre kalınlığındaki doku dilimleri kullanıldı. Doku örnekleri, koruyucu kimyasallar içeren bir solüsyonla işleme tabi tutulduktan sonra -196 derece sıvı nitrojenle hızla donduruldu.

ALTUN REKLAM

GELECEK İÇİN BÜYÜK POTANSİYEL

Dondurulan beyin dokuları sıcak çözeltilerle çözüldükten sonra yapılan incelemelerde, nöronların uyarıya verdiği tepkilerin büyük ölçüde normale yakın olduğu görüldü. Ayrıca öğrenme ve hafızanın temel mekanizmalarından biri olan “uzun süreli güçlenme” sinyalleri de tespit edildi. Araştırmacılar, bu çalışmanın kriyojenik teknolojilerin geleceği açısından önemli bir adım olduğunu vurguluyor.