Eğitimci ve Türkolog Hayat Aras, ''Altay’dan Anadolu’ya Bitikler 1: Az Gittim, Uz Gittim'' adlı eserinde, zamanın ve mekânın sınırlarını zorlayan bir yolculuğun kapılarını aralıyor.
MASAL DOLU BİR YOLCULUK
Aras, sözlerine zamanın tersine döndüğü, buzun ateşe büründüğü bilinmez bir devirde başladığını belirterek, kendi içsel yolculuğunu anlattı. ''Az gittim, uz gittim. Dere tepe düz gittim'' diyerek, okura hem uzak hem de yakın olan bir dünyayı keşfetme fırsatı sunuyor. Bu yolculuk, Sibirya'nın derinliklerine inen ve orada kaybolmuş bir ruhun hikayesini taşıyor. Her adımda, bu gizemli coğrafyanın büyüsü okuyucuyu sarhoş ediyor.
GİZEM VE BÜYÜ
Yolculuğunun ilk durağı Novosibirsk olan Aras, burada bilimin ve sanatın birleştiği noktayı bulduğunu ifade ediyor. Şehrin sokaklarında yürürken duyduğu şiirsel ezgiler, onu Altay Dağları'na doğru sürüklüyor. Bu dağlar, onun için hem fiziksel hem de ruhsal bir evrim süreci. Gözlerindeki büyü, Altay'ın masal gibi manzaralarına dönüşürken, geçmişin yankıları da bu güzelliklerde hayat buluyor. Aras, Altay Dağları'ndaki mistik bir teyzeden dinlediği hikâyelerle, doğanın kalbindeki gerçeklerin peşine düşüyor. Beluha Dağı'nın kutsallığı ve doğaya olan saygının derinliği, yazarın kaleminden süzülen kelimelerle okuyucuya ulaşıyor. Bu yolculuk, sadece fiziksel bir serüven değil, aynı zamanda ruhsal bir aydınlanma süreci olarak da karşımıza çıkıyor.





