Özellikle eğitim gibi geleceğimizi doğrudan ilgilendiren bir alanda yapılan milyonlarca liralık alımların en temel ilkesi şeffaflık olmalıdır. Çünkü mesele sadece okulun ihtiyacının karşılanması değil, o ihtiyacın hangi yöntemle ve hangi bedelle karşılandığıdır.
Son günlerde Muş'ta eğitim camiasında konuşulan bazı iddialar dikkat çekiyor. Açık ihale yapılabilecek alımların yeterince duyurulmadığı, bazı işlerin ise daha dar katılımla sonuçlandırıldığı ifade ediliyor. Bu iddialar doğruysa üzerinde durulması gereken ciddi bir tabloyla karşı karşıyayız.
Kamu ihalelerinde rekabet neden önemlidir? Çünkü rekabet, devletin kasasında kalacak paradır. Daha fazla firma, daha fazla teklif; daha fazla teklif ise daha uygun fiyat ve daha kaliteli hizmet demektir. Bundan zarar görecek tek bir kişi bile yoktur. Kazanan yalnızca kamu olur.
O halde şu soruyu sormak gerekiyor: Rekabeti artıracak yöntemler varken neden daha sınırlı katılım sağlayan uygulamalar tercih ediliyor?
Elbette kanun, doğrudan temin ve davetiye usulü gibi yöntemlere de izin veriyor. Ancak bunların istisna olması gerekirken zamanla alışkanlık hâline gelmesi, kamu vicdanını rahatsız ediyor. Çünkü vatandaş artık sadece "İş yapıldı mı?" diye değil, "En doğru yöntem seçildi mi?" diye de soruyor.
Şeffaflıktan çekinmeye gerek yoktur. Aksine şeffaflık, doğru çalışan yöneticinin en büyük güvencesidir. İhale ne kadar görünür olursa, ortaya atılacak iddiaların da o kadar önü kesilir.
Bugün mesele birkaç ilanın yayımlanıp yayımlanmaması değildir. Asıl mesele, kamuoyunun devlet adına yapılan harcamalara ne ölçüde ulaşabildiğidir. Bilginin kapıları daraldıkça söylentiler büyür. Bilgi paylaşıldıkça ise güven güçlenir.
Devletin parası, hiçbir kurumun değil milletindir. Dolayısıyla o paranın nasıl harcandığını bilmek de milletin en doğal hakkıdır.
Sorulması gereken soru çok nettir:
Şeffaflık kamu yönetimini güçlendiriyorsa, bundan neden uzaklaşılıyor?







