Sosyal çevremiz, ruh sağlığımız üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. Destekleyici ilişkiler stresle başa çıkmamıza yardımcı olurken, toksik çevreler kaygıya yol açabilir. Klinik Psikolog ve Psikoterapist Dr. Yasemin Meriç Kazdal, bu konuyu ntv.com.tr okurları için kaleme aldı.
DUYGULARIN GİZLİ YAYILIMI
Bazı insanların yanında kendimizi sebepsiz yere iyi hissederiz, sadece bir gülüşleriyle içimiz ısınır. Bazılarıyla birlikteyken ise hiç konuşmasalar bile modumuz düşebilir, farkında olmadan kasılıp sessizleşebiliriz. Bu durum sadece 'ruh hali uyuşmazlığı' ile açıklanamaz; aynı zamanda beynimizin sosyal etkileşim mekanizmalarının devrede olduğunu gösteren bir süreçtir. Davranışsal açıdan bakıldığında, insanlar çevresine göre şekil alabilen varlıklardır. Ofiste, evde veya sokakta; bulunduğumuz ortamın duygusal tonu, davranışlarımızı da etkiler. Örneğin, bir arkadaş grubuna katıldığımızda herkes neşeliyse, biz de fark etmeden o ruh haline uyum sağlarız. Ortamda somurtan, sürekli şikayet eden biri varsa, bu ruh hali sessizce herkese yayılabilir; dakikalar içinde yüz ifadelerimiz değişip, neşemiz kaybolabilir. İşte bunu, duyguların tıpkı bir virüs gibi çevreye yayılabileceğini gösteren 'sosyal bulaşma' kavramıyla açıklayabiliyoruz.
AYNA NÖRONLARIN ROLÜ
Karşımızdaki kişinin duygusunu veya davranışını gözlemlediğimizde, bunun bir yansıması beynimizde de oluşur. Bu süreçte 'ayna nöron' adı verilen hücreler devreye girer. Bu nöronlar, karşımızdaki kişi bir hareket yaptığında veya bir duygu sergilediğinde, bizdeki benzer nöronları harekete geçirir. Örneğin, biri esnediğinde, istemsizce bizim de esnemek istememiz tam olarak bu sistemle ilgilidir. Beyin, davranışları aynalayarak karşımızdakini anlamayı ve ona uyum sağlamayı kolaylaştırır. Günlük hayatta bunun sayısız örneğini görebiliriz. Mesela bir kafede otururken yan masadaki grup gülüşüp konuşuyorsa, birkaç dakika içinde bizim yüzümüzde de hafif bir tebessüm belirebilir. Ya da trafikte biri korna çalıp bağırınca fark etmeden kalbimiz hızlanabilir, kaslarımız gerilebilir. Biz farkında olmasak da karşımızdakinin duygusuna eşlik ederiz.
ÇİFT YÖNLÜ ETKİLEŞİM
İşin ilginç tarafı, bu etkileşimin çift yönlü olmasıdır. Yani sadece çevremizden etkilenmeyiz; biz de çevreyi etkileriz. Mesela bir yerde gülümsediğimizde, karşımızdaki kişinin beyninde güven ve rahatlama hissini uyandırabiliriz. Benzer şekilde, birinin konuşmasını dikkatle dinlediğimizde, o kişi kendini daha sakin hissedebilir; kalp ritmi ve nefesi yavaşlayabilir. Kısacası, sadece orada bulunmamız bile ortamın duygusal havasını değiştirebilir. Bu yüzden bazen, 'Ben kimlerle zaman geçiriyorum?' sorusu, 'Ben kendimi nasıl hissediyorum?', 'Ben nasıl davranışlarda bulunuyorum?' sorularıyla aynı anlama gelebilir. Çünkü birlikte olduğumuz insanlar, zamanla iç sesimizin tonunu değiştirebilir. İnsan zihni yalnız çalışmıyor; her bakış, her gülümseme, her sessizlik aramızda görünmez bir ağ örüyor. Ve bu ağın rengi zamanla, ruh hallerimizin tonu olabiliyor. Bu yüzden çevremizi seçerken, 'Kimlerle yan yana olduğumda kendimi daha huzurlu ve daha gerçek hissediyorum?' sorusunu kendimize sorabilmek önemli bir noktadır. Bazen ruh sağlığımızı korumanın en basit yolu, kiminle vakit geçirdiğimizle ilgili olabilir.





