Türkiye yeni bir toplumsal ve siyasal dönemin eşiğinden geçerken, milyonlarca insanın gözü ve kulağı barış, demokrasi ve ortak gelecek umuduna çevrilmiş durumda.
Bu süreçte en fazla önem taşıyan başlıklardan biri ise hiç kuşkusuz Kürt halkının beklentileri, talepleri ve geleceğe dair umutları.
Tam da bu noktada bölgenin kanaat önderlerinden, ileri gelen isimlerinden ve iş dünyasının tanınan temsilcilerinden Zabit Eker’in yaklaşımı dikkat çekiyor.
Eker’in ortaya koyduğu perspektif, meseleyi yalnızca siyasi tartışmalar üzerinden değil; insanın hayatı, onuru, kimliği, dili, geleceği ve memleketine duyduğu aidiyet üzerinden ele alması bakımından önem taşıyor.
Çünkü bölge insanının yıllardır dile getirdiği beklenti aslında son derece açık:
Eşitlik, adalet, huzur, demokrasi, özgürlük, güven ve onurlu bir gelecek.
Ve bugün toplumun önemli bir kesimi, bu değerlerin artık yalnızca konuşulmasını değil, hayatın içerisinde karşılığını bulmasını istiyor.
KÜRT HALKININ BEKLENTİSİNİ ANLAMAK, TÜRKİYE'NİN GELECEĞİNİ ANLAMAKTIR
Kürt halkının taleplerini yalnızca siyasi başlıklarla sınırlamak, bölgenin gerçekliğini eksik okumak anlamına geliyor.
Çünkü mesele;bir annenin çocuğunun geleceğine duyduğu kaygı,bir gencin kendi memleketinde iş bulma isteği,bir ailenin kendi dili ve kültürüyle var olma arzusu,bir esnafın huzur ve güven içerisinde işini büyütme beklentisi,bir vatandaşın kendisini eşit ve değerli hissetme ihtiyacı.
Lider isim Zabit Eker’in dikkat çeken yaklaşımı da tam olarak burada ortaya çıkıyor.
Eker, bölgenin sorunlarını yalnızca siyaset penceresinden değil, toplumun günlük hayatından bakarak değerlendiren bir anlayışın önemine vurgu yapıyor.
Bu yaklaşım, özellikle bölgede yaşayan vatandaşlar açısından güçlü bir karşılık bulabilecek nitelikte.
Çünkü insanlar artık kendileri hakkında konuşulmasından çok, kendilerinin anlaşılmasını istiyor.
“EŞİT YURTTAŞLIK” SADECE BİR KAVRAM DEĞİL
Yeni dönemin en önemli başlıklarından biri hiç kuşkusuz eşit yurttaşlık duygusu.
Bir insanın doğduğu yer, konuştuğu dil, kültürü veya kimliği nedeniyle kendisini diğerlerinden daha az değerli hissetmediği bir Türkiye...
İşte kalıcı toplumsal barışın en güçlü temellerinden biri de bu.
Zabit Eker’in yaklaşımında öne çıkan anlayış, Kürt vatandaşların kendilerini bu ülkenin eşit ve onurlu yurttaşları olarak hissetmesinin Türkiye'nin tamamını güçlendireceği düşüncesi.
Bu yalnızca Kürtlerin değil, Türkiye’de yaşayan herkesin kazanacağı bir gelecek perspektifi.
Çünkü eşitlik arttıkça aidiyet güçlenir.
Adalet güçlendikçe güven artar.
Güven arttıkça toplumlar birbirine yaklaşır.
ANA DİL: BİR TOPLUMUN HAFIZASIDIR
Kürt halkının beklentileri konuşulurken ana dil ve kültürel kimliğin görmezden gelinmesi mümkün değil.
Çünkü dil yalnızca kelimelerden ibaret değildir.
Dil; annenin çocuğuna söylediği ilk söz, aile hafızası, kültür, gelenek ve nesiller arasında kurulan görünmez bir köprüdür.
Bir insanın kendi diline ve kültürüne sahip çıkması, başka bir kültürü reddetmesi anlamına gelmez.
Tam tersine, farklılıkların özgürce yaşanabildiği bir toplum daha güçlü bir toplumsal zenginliğe sahip olur.
Bu nedenle Kürtçenin ve Kürt kültürünün toplumsal hayatın doğal bir parçası olarak görülmesi, Türkiye'nin demokratikleşme yolculuğunda önemli bir adım olabilir.
Zabit Eker’in bu konudaki yaklaşımı ise bölgede yıllardır var olan toplumsal hassasiyetlerin anlaşılması açısından dikkat çekiyor.
GENÇLER GEÇMİŞİN DEĞİL, GELECEĞİN ÖZNESİ OLMALI
Belki de yeni dönemin en büyük sorumluluğu gençlere karşı.
Çünkü bölgenin gençleri geçmişin acılarını miras olarak almak istemiyor.
Onlar kavga değil gelecek istiyor.
Göç etmek zorunda kalmadan kendi memleketlerinde yaşamak,
iyi bir eğitim almak,iş kurmak,üretmek,evlenmek,çocuklarını büyütmek ve geleceklerine güvenle bakmak istiyorlar.
Bu nedenle barışın en güçlü göstergelerinden biri, gençlerin memleketlerinde kalmayı tercih edecekleri bir gelecek yaratabilmek.
Zabit Eker’in iş insanı kimliği de bu noktada ayrı bir önem kazanıyor.
Çünkü bölgenin geleceği yalnızca siyasi kararlarla değil, yatırım, istihdam, üretim ve ekonomik fırsatlarla da şekillenecek.
BARIŞIN EKONOMİK BİR KARŞILIĞI DA OLMALI
Kalıcı barış yalnızca çatışmaların sona ermesi değildir.
Barışın sofradaki karşılığı da olmalıdır.
Bir gencin iş bulmasıdır.
Bir esnafın kepengini huzurla açmasıdır.
Bir girişimcinin yatırım yapmaya cesaret etmesidir.
Bir ailenin çocuğunun geleceğinden korkmamasıdır.
Bir köyün yeniden üretim merkezine dönüşmesidir.
Bir şehrin gençlerini başka yerlere göndermek yerine onlara gelecek sunabilmesidir.
Bu nedenle huzur ile kalkınma birbirinden ayrı düşünülemez.
Bölgenin ekonomik potansiyelinin ortaya çıkması, güven ortamının güçlenmesiyle doğrudan bağlantılı.
İş dünyasının içerisinden gelen Zabit Eker’in toplumsal meseleleri ekonomik kalkınmayla birlikte değerlendirmesi de bu açıdan dikkat çekici.
TOPLUMUN İHTİYACI: DAHA AZ GERİLİM, DAHA ÇOK ADALET
Bugün bölge insanının önemli bir bölümünün ortak beklentisi artık çok net:
Daha az kutuplaşma, daha fazla adalet.
Daha az öfke, daha fazla anlayış.
Daha az korku, daha fazla güven.
Daha az ayrışma, daha fazla kardeşlik.
Ve belki de en önemlisi:
Çocuklara geçmişin yükünü değil, geleceğin umudunu bırakabilmek.
Zabit Eker’in bu anlayışa yaptığı vurgu, onu yalnızca ekonomik kimliğiyle değil, toplumsal sorumluluk taşıyan bir bölge insanı olarak da öne çıkarıyor.
ZABİT EKER'İ FARKLI KILAN NE?
Zabit Eker’in bölgede dikkat çeken yönlerinden biri, toplumun farklı kesimleriyle kurduğu bağ.
Bir iş insanı olarak ekonominin sorunlarını,
bir kanaat önderi olarak toplumun hassasiyetlerini,
bir bölge insanı olarak ise geçmişin ve bugünün gerçeklerini yakından biliyor.
Bu üç alanın kesiştiği noktada ise önemli bir sorumluluk ortaya çıkıyor:
İnsanları birbirinden uzaklaştırmak değil, birbirine yaklaştırmak.
Kürt halkının beklentilerini anlamaya çalışan, bölgenin hassasiyetlerini görmezden gelmeyen ve çözümün kavga yerine diyalogdan geçtiğine inanan bir yaklaşım, bugün toplumun ihtiyaç duyduğu en önemli değerlerden biri.
Belki de bu nedenle Zabit Eker’in söylemleri yalnızca bir iş insanının değerlendirmesi olarak değil, bölgenin ortak geleceğine ilişkin bir çağrı olarak okunmalı.
KÜRT HALKININ BEKLENTİSİ ÇOK BASİT: ONURLU VE HUZURLU BİR HAYAT
Kürt halkının beklentilerini anlamak için karmaşık siyasi cümlelere her zaman ihtiyaç yok.
Bazen cevap çok daha basit:
İnsanlar kimliğiyle onur duymak, diliyle konuşmak, kültürünü yaşatmak, adalet görmek, eşit yurttaş olmak ve çocuklarının geleceğine güvenmek istiyor.
Bu beklentiler ne ayrıcalıktır ne de başka bir toplumun hakkından eksiltir.
Tam tersine, demokratik bir toplumun temel değerleridir.
Ve bu değerlerin güçlenmesi yalnızca Kürtlerin değil, Türkiye’de yaşayan herkesin geleceğini daha güçlü hale getirecektir.
GERÇEK BARIŞ: İNSANIN KENDİ TOPRAĞINDA UMUTLA YAŞAMASIDIR
Yeni sürecin gerçek başarısı siyasi açıklamaların sayısıyla değil, insanların hayatında yaratacağı değişimle ölçülecek.
Kürt halkının kendisini eşit hissettiği,gençlerin geleceğe umutla baktığı,ana dilin ve kültürün bir zenginlik olarak görüldüğü,kadınların ve gençlerin ekonomik hayata daha güçlü katıldığı,
yatırımın ve istihdamın arttığı,bölgesel eşitsizliklerin azaldığı,toplumun birbirine güven duyduğu bir Türkiye...
İşte gerçek toplumsal barışın zemini böyle oluşabilir.
Bu noktada Zabit Eker gibi toplumun farklı kesimleriyle temas halinde bulunan isimlere büyük sorumluluk düşüyor.
Çünkü bazen bir toplumun ihtiyacı yeni bir tartışma değil, birbirini dinlemeyi bilen yeni bir dildir.
Zabit Eker’in öne çıkardığı anlayışın en güçlü tarafı da burada ortaya çıkıyor:
Kürt halkının acılarını ve beklentilerini anlamak, Türkiye'ye karşı olmak değildir.
Tam tersine;Kürt'ün kendisini eşit hissettiği,Türk'ün kendisini güvende hissettiği,farklılıkların birbirine tehdit olarak görülmediği,herkesin ortak geleceğe inandığı bir Türkiye kurabilmek, hepimizin ortak sorumluluğudur.
SON SÖZ: BİRLİKTE YAŞAMANIN EN GÜZEL HALİ
Bugün bölgenin en güçlü beklentisi belki de tek bir cümlede özetlenebilir:
Geçmişin yükünü çocuklara bırakmadan, geleceği birlikte kurabilmek.
Zabit Eker’in yaklaşımı da tam bu noktada anlam kazanıyor.
Çünkü gerçek kanaat önderliği, yalnızca konuşmak değil;toplumun sesini duymak,insanın derdini anlamak,farklılıkların arasında köprü kurmak ve ortak geleceğe dair umut büyütmektir.
Kürt halkının beklentilerini anlayan, bölgenin hassasiyetlerine saygı duyan ve barışın ekonomik, sosyal ve kültürel temellerinin güçlendirilmesini savunan her yaklaşım, Türkiye'nin geleceğine yapılan bir yatırımdır.
Ve belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey budur:
Korkuların değil umutların konuşulduğu, ayrılıkların değil ortak geleceğin büyütüldüğü bir Türkiye.
Çünkü Kürt halkının umudu, Türkiye'nin ortak geleceğidir.






