İnanoğlu, afet riskini azaltmanın yolunun bina yenilemekten değil, henüz şehirler kurulmadan veriye dayalı kararlar almaktan geçtiğini vurguladı.
Türkiye’nin afetlerle mücadelesine radikal ve yenilikçi bir bakış açısı getiren Malazgirtli Jeolojik Analiz Uzmanı Murat İnanoğlu, kentsel dirençliliğin sağlanması için hazırladığı bütünleşik politika çerçevesini kamuoyuyla paylaştı. Türkiye’deki büyük yıkımların ana nedeninin yalnızca aktif faylar veya bina kalitesi olmadığını belirten İnanoğlu; yanlış arazi kullanımı, kontrolsüz yoğunluk artışları ve zemin kapasitesini yok sayan imar kararlarının afet riskini asıl büyüten etkenler olduğunu dile getirdi.
"İmar Hakkını Arsa Değeri Değil, Zeminin Kapasitesi Belirlemeli"
Klasik şehir planlama anlayışındaki “Bu parsele kaç kat yapılabilir?” sorusunun kökten değişmesi gerektiğini savunan Murat İnanoğlu, doğru sorunun “Bu alan hangi yapılaşma yoğunluğunu güvenli biçimde taşıyabilir?” olması gerektiğini belirtti.
Ruhsat dosyalarında kalan zemin etütlerinin imar planlarının temel girdisi olması gerektiğini ifade eden İnanoğlu, çözümün ilk adımı olarak "Ulusal Zemin Bilgi Bankası" kurulmasını önerdi. Bu sistemle her parsel için bir "dijital zemin kimliği" oluşturulması gerektiğini söyleyen uzman, AFAD, MTA, bakanlıklar, belediyeler ve üniversitelerdeki tüm verilerin tek merkezde birleştirilmesinin hayati önem taşıdığını vurguladı.
Reform Paketi 5 Temel Sütuna Dayanıyor
Uzman Murat İnanoğlu’nun Türkiye için önerdiği bütüncül reform paketinde öne çıkan başlıklar şunlar:
- Ulusal Zemin Bilgi Bankası ve Dijital Zemin Kimliği: Zemin sınıfı, sıvılaşma riski, su seviyesi ve heyelan verilerinin her parsel için dijitalleştirilerek imar planlarına doğrudan entegre edilmesi.
- Az Katlı ve İnsan Ölçekli Yapılaşma: Yeni yerleşim alanlarında özel/teknik durumlar hariç en fazla 3 katlı yapılaşmanın temel bir ulusal planlama ilkesi olarak benimsenmesi.
- Sanayi ve Yaşam Alanlarının Ayrıştırılması: Yaşam alanlarıyla iç içe geçmiş ağır sanayi ve tehlikeli madde depolarının güvenli mesafelere taşınarak zincirleme afet risklerinin (kimyasal sızıntı, yangın vb.) önüne geçilmesi.
- İstanbul İçin 5 Yıllık "Mola ve Dönüşüm" Dönemi: İstanbul’da yoğunluk artırıcı yeni projelere (AVM, rezidans, yeni konut vb.) 5 yıl süreyle izin verilmeyerek, tüm kaynakların mevcut riskli yapı stoğunu güvenli hâle getirmeye ve mahalle ölçekli kentsel dönüşüme yönlendirilmesi.
- Bütüncül Kentsel Dönüşüm Finansmanı: Dönüşümün sadece emsal/kat artışına bağlanmayıp; merkezi bütçe, düşük faizli krediler ve afet fonlarıyla desteklenmesi.
"Fayları Değiştiremeyiz Ama Üzerinde Nasıl Yaşayacağımızı Değiştirebiliriz"
Yıkımın ve kayıpların kader olmadığını belirten Jeolojik Analiz Uzmanı Murat İnanoğlu, açıklamasını şu sözlerle tamamladı:
"Türkiye afet sonrasında çok hızlı ve güçlü müdahale edebilen bir ülkedir. Ancak asıl başarı, yara sarmak değil, binalar yıkılmadan önce riski sıfıra yaklaştırmaktır. Türkiye’nin önünde iki yol var: Ya şehirleri kısa vadeli ekonomik rant kaygısıyla büyütmeye devam edeceğiz ya da bilimi ve insan hayatını merkeze alan zemin temelli bir düzen kuracağız. Fay hatlarını yerinden oynatamayız ama o fayların üzerinde nasıl güvenle yaşayacağımızı planlayabiliriz."







