Açık denizlerdeki yaşamı korumak amacıyla uzun süredir beklenen Devletlerin Yargı Yetkisi Dışında Kalan Deniz Alanlarında Deniz Biyolojik Çeşitliliğinin Korunması ve Sürdürülebilir Kullanımı Anlaşması (BBNJ), 17 Ocak itibarıyla resmen yürürlüğe giriyor. Bu anlaşma, daha önce yasal bir çerçevesi olmayan açık denizler için ilk kez bağlayıcı bir hukuki zemin hazırlayarak küresel biyoçeşitliliğin korunmasında yeni bir dönemi başlatıyor.
AÇIK DENİZLER İÇİN BAĞLAYICI HUKUKİ ÇERÇEVE
Türkiye'nin de taraf olduğu BBNJ Anlaşması, açık denizlerde çevresel etki değerlendirmesi yapılması, yeni deniz koruma alanları oluşturulması ve genetik kaynakların adil bir şekilde paylaşılması gibi kritik konuları ele alıyor. Bu sayede, ulusal yetki alanlarının dışındaki deniz alanlarının ekolojik yapısının da yasal güvence altına alınması hedefleniyor. Bursa Teknik Üniversitesi'nden Doç. Dr. Levent Bilgili, anlaşmanın, bu bölgelerin insanlığın ortak mirası olarak uluslararası deniz hukukunda özel bir yer edinmesini sağlayacağını vurguladı.
GEMİLER VE BAYRAK DEVLETLERİ SORUMLULUK KAZANIYOR
Anlaşma, gemilere yönelik doğrudan teknik düzenlemeler içermese de, alınacak kararlara uyum, etki değerlendirmesi, izleme ve şeffaf raporlama süreçlerini bayrak devletleri aracılığıyla uygulanabilir hale getiriyor. Anlaşmanın 25. maddesi, devletleri gemiler için daha sıkı önlemler almaya teşvik ederken, bu durumun zamanla daha da sıkılaşan uygulamalara yol açması bekleniyor. Bu düzenlemelerle birlikte bayrak devletleri ve gemiler, uluslararası sularda faaliyet gösterirken ekosistemlere karşı daha duyarlı ve sorumlu davranmak zorunda kalacak. Planlı faaliyetlerin deniz çevresine olası etkilerinin önceden bilinmesi ve şeffaf bir şekilde raporlanması, anlaşmanın temelini oluşturuyor.
Mavi Ekonomide Yeni Fırsatlar ve Potansiyel Zorluklar
BBNJ Anlaşması'nın mavi ekonomi alanında yeni fırsatlar sunabileceği ve deniz genetik kaynaklarının toplanması ve işlenmesi için yeni kapılar aralayabileceği belirtiliyor. Ancak, anlaşmaya taraf olmayan ülkelerin ve gemilerinin ortak kurallara tabi olmadan faaliyet göstermesi, deniz kaynaklarının zarar görmesine ve uluslararası gerilimlere yol açabilir. Anlaşmanın etkin bir şekilde uygulanabilmesi için mevzuat geliştirme ve kapasite artırma çalışmalarının yapılması gerektiği ifade ediliyor. Türk Deniz Araştırmaları Vakfı Başkanı Prof. Dr. Bayram Öztürk, anlaşmanın küresel deniz koruma anlayışında yeni bir dönem başlattığını belirterek, etkin bir uygulama ile okyanusları tehdit eden yönetim boşluklarının kapatılabileceğini söyledi.





