RTÜK Başkan Yardımcısı Deniz Güler, TİHEK tarafından düzenlenen İstişare Komisyonu Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, İslamofobinin medya yoluyla normalleşme riski taşıyan bir ayrımcılık biçimi olduğunu vurguladı. Güler, medyanın sadece olayları yansıtmakla kalmayıp, aynı zamanda toplumsal algıyı da yeniden şekillendirdiğini belirtti.
MEDYANIN AYRIMCI DİL RİSKİ
Güler, haber dili, tartışma programları ve dizilerdeki temsil biçimlerinin, özellikle dini kimlikler ve inanç grupları söz konusu olduğunda, farkında olmadan ayrımcı kalıpları yeniden üretebildiğini ifade etti. İslamofobiyi, tekrarlanan eylemlerle normalleşme riski taşıyan ciddi bir ayrımcılık türü olarak tanımlayan Güler, RTÜK'ün bu alandaki yaklaşımının sadece tepkisel değil, önleyici ve eğitsel bir nitelik taşıdığını vurguladı.
2011-2025 VERİLERİ VE YAPTIRIM ANLAYIŞI
Konuşmasında somut verilere de yer veren Deniz Güler, RTÜK'ün 6112 sayılı Kanun kapsamında İslamofobiye yönelik incelemelerini paylaştı. 2011 ile 2025 yılları arasında yapılan incelemelerde, çeşitli maddeler kapsamında İslamofobi içeren yayınlar tespit edildiğini belirtti. Güler, yaptırımların bir cezalandırma aracı olmaktan ziyade, farkındalık oluşturmayı ve tekrarlanan ihlallerin önüne geçerek sorumlu yayıncılık kültürünü inşa etmeyi amaçladığını dile getirdi. Uluslararası alanda da önemli bir insan hakları sorunu olarak tartışılan İslamofobinin, ifade özgürlüğü ile insan onuru arasındaki dengeyi gözeten bir modelle ele alınması gerektiğini sözlerine ekledi.




