Şanlıurfa’dan Bursa ve İstanbul’a uzanan sanat yolculuğunda, renkler BinnArt ile hayat buldu. Kapılarını ilk kez İGFA’ya açan BinnArt, kökleri geçmişte, ruhu ise günümüzde olan sanat hikayesinin anlatıldığı söyleşide Binnur Bükücü, Mezopotamya’nın sıcak tonları, Bursa’nın huzur veren yeşili ve İstanbul’un zamansız siluetini renklerle ifade ediyor.
GEÇMİŞİN HAFIZASI, BUGÜNÜN ESTETİĞİ
İstanbul, tarihin sıfır noktası olarak bilinen Göbeklitepe’nin gölgesinde doğan, peygamberler şehri Şanlıurfa’nın kadim ruhunu taşıyan Binnur Bükücü’nün eserlerine ev sahipliği yapıyor. Fırçası sadece boya sürmekle kalmıyor; geçmişin hafızasını bugünün estetiğiyle birleştirerek tuvalde hayat buluyor. Bu yolculuğun kalbi ise onun atölyesi: BinnArt Studio.
KÜLTÜREL BAĞLAR VE YENİLENME
Binnur Bükücü’nün sanat hikâyesi, geleneksel sanatlara duyduğu derin saygıyla başlıyor. Tezhip sanatında altın sabrını, minyatürde ise detayın sonsuzluğunu öğreniyor. Yıllar süren birikimini modern tekniklerle harmanlayarak kendine özgü bir dil geliştiriyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından “sanatçı” unvanına layık görülen Bükücü, akademik altyapısı ve deneysel yaklaşımıyla klasik ve çağdaş sanat arasında zarif bir köprü kuruyor. Bükücü, sanatını sadece estetik bir ifade olarak görmüyor; eserlerinde hafıza, kimlik ve ruh barındırdığını vurguluyor. İGFA’ya atölyesinin kapılarını aralayan sanatçı, tuvallerinin ardındaki hikâyeyi içtenlikle paylaşıyor. Sanat, onun için geçmişi bugüne nefes olarak taşımak ve köklerinden kopmadan yenilenmek demek.




