Akademisyen ve haber7.com yazarı Prof. Dr. Zakir Avşar, 'Huzuru Sokakta Kaybetmek' başlıklı yazısında, son dönemde artan sokak röportajlarına yönelik hukuki ve idari işlemleri mercek altına aldı. Avşar, bu durumun medya yapısının niteliği, iletişim özgürlüğü, mahremiyet hakkı ve kamusal alanın dönüşümü gibi konularda önemli tartışmaları beraberinde getirdiğini belirtti.
ULUSLARARASI DENEYİMLER NE DİYOR?
Avşar, sokak röportajlarının demokratik bir ifade aracı olmaktan çıkıp toplumsal gerilimlerin ve dijital ekonominin etkilerinin kesiştiği bir pratik haline gelmesinin, etik ve hukuki denge arayışını zorunlu kıldığını vurguladı. Dünya genelinde sokak röportajlarının yasaklandığı veya devlet denetimine tabi kılındığı örneklerin nadir olduğunu belirten Avşar, ancak buna karşın kişilik hakları ve mahremiyet ihlallerinin de sınırlı kaldığını ifade etti. Avrupa ülkelerinde, ses ve görüntü kaydı almanın kamusal alanda mümkün olduğunu ancak bu kayıtların yayınlanması ve ticari kullanımında kişisel veriler, imaj hakları ve mahremiyet hukukuna ciddi sınırlamalar getirildiğini örneklerle açıkladı. Almanya'da kişinin rızasının aranması ve spontane ifadeleri geri çekme hakkının bulunması gibi durumlar, Avrupa hukukunun bireyin verisi üzerindeki tasarruf hakkını geniş yorumladığını gösteriyor.
TÜRKİYE'DEKİ DURUM VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
Amerika Birleşik Devletleri'nde ifade özgürlüğünün geniş yorumuyla sokak röportajlarının korunduğunu ancak iftira, hakaret ve özel hayatın gizliliği gibi sınırlamaların bulunduğunu belirten Avşar, Fransa gibi mahremiyet hassasiyeti yüksek ülkelerde ise görüntülenen kişinin tanınabilir olması durumunda rıza ihtiyacının arttığını söyledi. Türkiye'de ise sokak röportajlarının kimi zaman 'umutsuzluk yayma', 'kötü algı oluşturma', 'dezenformasyon' veya kişilik hakları ihlalleri amacıyla yapıldığına dikkat çekti. Avşar, bu durumun etik ve hukuki süreçlerin siyasal motivasyonlarla iç içe geçmesi riskini artırdığını vurguladı. Sonuç olarak, sokak röportajlarının ne tamamen serbest bırakılması ne de devlet müdahalesiyle kısıtlanması gerektiğini savunan Avşar, kişisel hakların korunduğu, yayıncının sorumlu olduğu, dijital dolaşımın etkilerinin analiz edildiği ve ifade özgürlüğünü gözeten dengeli bir hukuki çerçeve gerektiğini dile getirdi. Bu çerçevede iletişim etiği, hukuki düzenlemeler ve toplumsal-siyasal boyutun birlikte ele alınması gerektiğini belirtti.




