“Çocuklarımızı çok sevmek, onlara saygı göstermek her istediklerini yapmamız anlamına gelmez. Çocuğunun ağlamasına tahammül etmek de gereklidir.”
Bu cümle, günümüz ebeveynliğinin tam kalbine dokunan bir gerçeği dile getiriyor. Çünkü modern zamanda pek çok anne-baba, sevgiyi fedakârlıkla, saygıyı her isteği yerine getirmekle karıştırıyor. Oysa psikoloji bize defalarca gösterdi ki koşulsuz sevgi ile tutarlı sınırlar, bir çocuğun en temel duygusal gıdasıdır.
Sevgi Sınırın Yerini Tutmaz
Ünlü gelişim araştırmaları, ebeveynliğin yalnızca “şefkat”le sürdürülemeyeceğini, çocuğun gerçek hayat becerilerini geliştirebilmesi için mutlaka “çerçeve”ye ihtiyaç duyduğunu söyler. Çünkü sınırlar dışarıdan bakınca sert görünür, fakat aslında en güvenli alanı onlar oluşturur.
Bir anne-baba “her şeye evet” dediğinde, çocuk ilk zamanlar rahatladığını zanneder. Fakat içten içe şu soruyu sorar:
“Dünya neye göre işliyor? Ne zaman durmalıyım? Hangi davranış kabul edilir, hangisi edilmez?”
Bu bilinmezlik, çocuğun iç dünyasında bir boşluk yaratır. Sınır koymak ise tam tersine, çocuğa “güvendeyim” duygusunu verir.
Ağlaması Bizi Değil, Onu Eğitir
Birçok ebeveynin en zorlandığı an, çocuğunun ağladığı andır. Kalp sıkışır, sabır tükenir, “susturmak” acil bir göreve dönüşür. Fakat ağlamak bir çocuğun elindeki ilk ve en doğal iletişim aracı, hatta bir düzenleme mekanizmasıdır.
Çocuk ağladığında, anne-baba hemen müdahale edip her istediğini hızla sağlarsa, çocuk dünyayı “hemen tatmin olunması gereken bir yer” olarak algılar. Oysa yaşam böyle değildir. Küçük hayal kırıklıkları, çocuk için minik antrenman sahalarıdır; hüsranla baş etmeyi, kendi kendini sakinleştirmeyi ve duygularını düzenlemeyi öğretir.
Bir çocuğun ağlamasına tahammül etmek, onu görmezden gelmek değildir.
Yanında, sakin ve tutarlı bir varlık olarak durmaktır.
“Zorlanıyorsun, fark ediyorum. Ama kararım değişmiyor.” demektir.
Bu duruş, çocuğun sinir sistemine şunu fısıldar:
“Duyguların fazla geldiğinde bile güvendesin.”
Günlük Hayattan Bir Sahne…
Bir baba, parka gitmek isteyen ama o an yemek vakti olduğu için ağlayan kızının karşısındadır.
İki seçenek vardır:
1. “Tamam, hadi parka gidelim, yeter ki ağlama.”
Bu yaklaşım çocuğun gözünü o an parlatır ama uzun vadede şu inancı yerleştirir:
“Ağlamak = kuralları değiştirme gücü.”
2. “Şu an yemek zamanı. Çok üzgünsün, biliyorum. Yemekten sonra gideceğiz.”
Bu yaklaşım zorlayıcıdır; gözyaşı devam eder, iç sıkıntı artar.
Ancak bir süre sonra çocuk sakinleşir ve sınırın varlığını kabullenerek güven geliştirir.
Bu senaryo, her gün yüzlerce evde yaşanıyor. Fakat çoğumuz ikinci yolu seçmenin “çocuğu kırmak” olduğunu zannediyoruz.
Oysa gerçek tam tersi: Bu tutum çocuğu hayata hazırlar.
Sınır, Sevgiyi Azaltmaz; Anlamını Derinleştirir
Bazen anne-babalar “Hayır dersem beni daha az sever mi?” diye düşünür.
Oysa çocuk sevgiyle sınırın birlikte var olmasını ister. Bir yetişkinin güçlü, kararlı ve aynı zamanda şefkatli duruşu çocuk için en büyük güven kaynağıdır.
Çocuğa sınırsız bir özgürlük sunmak, bir çocuğa sınırsız bir uçurum kenarı sunmak gibidir.
Sınır koymak ise güvenli bir alan çizmek…
Onu korumak demektir.
Gerçek Sevgi: Sorumluluk Vermek
Çocuğun ödevini onun yerine yapmak, çantasını her gün toparlamak, yemeğini ağzına kadar götürmek… Bütün bunlar “yardım” gibi görünse de aslında çocuğun en temel yaşam becerilerini elinden almak anlamına gelir.
Oysa şöyle bir cümle, hem sevgi hem saygı içerir:
“Bu senin sorumluluğun. Yaparken zorlanırsan buradayım.”
Bu söz, çocuğa şu üç güçlü mesajı verir:
1. Sana inanıyorum.
2. Sorumluluklarını üstlenebilirsin.
3. Zorlandığında yalnız değilsin.
Son Söz: Sevgi Sınırsızdır, Ebeveynlik Değil
Bir çocuğun ihtiyaç duyduğu şey, her istediği an yerine getirilen arzular değildir.
Onu büyüten, ona iyi gelen; şefkatle çizilmiş, tutarlılıkla sürdürülen sınırlardır.
Çocuğumuz ağladığında dünyamız yıkılmamalı.
O gözyaşlarının içinde, onun büyüme çabasını; hayal kırıklığını yönetme denemelerini; sabrı ve dayanıklılığı öğrenme fırsatlarım görüyor olmalıyız.
Belki de en doğru ebeveynlik tavsiyesi şudur:
“Çocuğunu sev ama sınırlarını da koru. Çünkü sevgi ancak sınırla anlam kazanır.”
Psikolojik Danışman
Hilal Alak


