İzmir ve Manisa'nın ortak bilimsel raporu, Gediz Nehri'ndeki artan kirliliğin hem su kaynakları hem de tarımsal alanlar üzerinde ciddi riskler taşıdığını gözler önüne seriyor. Uzmanlar, özellikle yeraltı sularında geri dönüşü olmayan hasarlar konusunda uyarıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi, 'Sağlıklı Körfez' hedefi doğrultusunda Gediz Nehri'ni mercek altına almış durumda. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'na yapılan denetim yetkisi talebi reddedilse de, belediye gemi kaynaklı kirliliği dronlarla tespit ederken, körfezdeki kirliliğin başlıca nedenlerinden biri olan Gediz Nehri'ndeki durumu su analizleriyle ortaya koymaya devam ediyor.
HAVZADA KİRLİLİK YÜZEYE ÇIKTI
Gediz Nehri ve bağlı derelerinde yapılan izleme çalışmaları, kirliliğin sadece İzmir Körfezi'ni değil, aynı zamanda tarımsal üretimi ve kritik öneme sahip yeraltı su kaynaklarını da olumsuz etkilediğini gösteriyor. İZSU ve Manisa Su ve Kanalizasyon İdaresi (MASKİ) tarafından ortaklaşa yürütülen bu çalışma, havza genelindeki verilerin kirliliğin çok yönlü ve birikimli bir yapıda olduğunu ve özellikle yeraltı sularını tehdit ettiğini ortaya koyuyor. Her ayın ilk haftasında Gediz Nehri'nin ana kolu ve yan derelerinden numuneler alınarak kirlilik değişimleri anlık olarak takip ediliyor. İzmir'deki analizler TÜRKAK akreditasyonlu İZSU Halkapınar Laboratuvarı'nda, Manisa'da ise MASKİ'nin akredite laboratuvarında yapılıyor.
TARIM VE SU KAYNAKLARI RİSK ALTINDA
Ocak ve Şubat 2026 tarihli 'Gediz Nehri ve Yan Derelerinin Kirlilik İzleme Raporu', havzanın ekosistem bütünlüğü içinde ele alınması gerektiğini vurguluyor. Rapora göre, Gediz Nehri 401 kilometrelik güzergahı boyunca sadece su değil, aynı zamanda sanayi, evsel atık ve tarımsal faaliyetlerin bıraktığı atıkları da Körfez'e taşıyor. Manisa sınırları içinde nehrin zaten kirli bir şekilde giriş yaptığı görülüyor. İzmir tarafında yapılan analizlerde temel su kalitesi göstergeleri alarm veriyor; toplam azot ve fosfor sınır değerlerin üzerinde seyrederken, su kalitesi III. sınıf olarak sınıflandırılıyor. İletkenlik de III. sınıf seviyesinde ölçülürken, kimyasal oksijen ihtiyacı (KOİ) ve biyolojik oksijen ihtiyacı (BOİ) gibi organik yük göstergelerinde 'orta kirlenmiş su' seviyeleri tespit ediliyor. Bromür, alüminyum, demir ve bakır gibi maddelerin çevresel kalite sınırlarının üzerinde olması, nehirde hem organik yükün hem de endüstriyel ve tarımsal kaynaklı baskının bir arada etkili olduğunu gösteriyor. Raporda, yaygın ve kronik kirliliğin yanı sıra, azot ve fosforun gübre kullanımındaki artıştan, atık su arıtma tesisi olmayan yerleşimlerden ve sıkı denetlenmesi gereken endüstriyel deşarjlardan kaynaklandığı belirtiliyor. Ege Üniversitesi'nden Prof. Dr. Yusuf Kurucu da, nehrin Murat Dağı'ndan başlayıp Ege Denizi'ne ulaşana kadar tüm atıkları topladığını ve bu durumun Körfez'i kirleten başlıca etkenlerden biri olduğunu vurguluyor.




