Eğitimci ve Türkolog Hayat Aras, 'Altay'dan Anadolu'ya Bitikler 1: Az Gittim, Uz Gittim' başlıklı yazısında, masalların büyülü dünyasından ilham alarak Sibirya steplerinden Altay Dağları'nın mistik coğrafyasına uzanan unutulmaz bir yolculuğun perdesini aralıyor. Aras'ın ustalıkla kaleme aldığı bu metin, klasik 'az gittim uz gittim' masal başlangıcını modern bir seyahat deneyimiyle harmanlayarak okuyucuyu adeta zaman ve mekânın ötesine taşıyan bir serüvene davet ediyor.
SİBİRYA'NIN AYAZINDAN ALTAY'IN GİZEMİNE
Aras, başlangıçta yalnızca metaforik bir kaçış gibi görünen bu serüvenin, aslında Novosibirsk'ten Altay Dağları'nın eteklerine dek uzanan somut bir keşfe dönüştüğünü aktarıyor. Sibirya'nın dondurucu soğuğunda bir yaz, bir kış, bir güz süren bu yolculuğun, tren ve uçaklarla binlerce kilometre kat edilmesine rağmen ne denli kısa bir mesafeymiş gibi hissettirdiğini vurguluyor. Bu topraklarda, insanı kendi varlığının küçüklüğüyle sınayan, uçsuz bucaksız Sibirya'nın sarsıcı gerçekliğine tanıklık ediyor.
MASALSAL COĞRAFYALAR VE KUTSALLIK İNANCI
Seyahatinin kilit noktalarından biri olan Novosibirsk, Aras'ın satırlarında destan ile gerçeğin iç içe geçtiği bir şehir olarak canlanıyor. Ardından, Sibirya'nın güneyinde yer alan ve şamanların ruhani fısıltılarıyla dolu Altay Dağları'nın esrarengiz atmosferine adımını atıyor. Burada, göğe yükselen zirvelerde geçmişin yankılarını duyan Aras, Altaylı bir teyzenin anlatılarıyla yerel efsaneleri ve doğaya duyulan derin saygıyı keşfediyor. Özellikle Beluha Dağı'nın kutsallığı ve 'Dağ Ruhu'na dair köklü inançlar, yolculuğun mistik derinliğini pekiştiriyor. Aras, doğaya yönelik saygısızlığın kaçınılmaz sonuçlarına dair Altaylı teyzenin uyarılarını, kendi ruhunun dağların zirvesinde olduğuna dair bir içsel yanıtla taçlandırarak, bu kadim topraklara olan derin bağını ve aidiyetini dile getiriyor.




