Herkes hayatın akışı içersinde deneyimlediği olumlu, olumsuz süreçlerden geçer.
Taşıyamadığımız duygular,ağırlığını hissettiğimiz yükler içselliğimizle zaman, zaman çatışma içerisindedir.Kendimizden kaçmayı çözüm sayarız.Oysa kendimizden kaçarken birbirimize çarpıyor sonra bu çarpışmalarla parçalara bölünen bireyler topluluğu oluşturuyoruz.Hayatın koşuşturmasında kendisiyle ya da çevresiyle bağlantılı olduğunu düşünüp çatışmalara çözüm ararken, asıl kendimizi unutuyoruz…
Oysa;
Bir mil ötesi zaman, bir kelebek misali ömür geçiyor..Geride bıraktığımız yaşanmışlıklar, yaşanmamışlıklar ışık hızıyla bizlerden gelip geçiyor.Baharını yaşayamadığımız iklimin sonbaharına gelmiş bulunuruz…İçimizde saklı keşkeler, acabalar, dizilir de dizilir.
Yaşam, hayata dair bize domine edilen güçlü,fedakâr rol model olma gerekliliğiyle zihnimizi esir almıştır.Bu bakışla öz benliğimizi, duygularımızı ekarte etme yoluna. gideriz…
Çünkü çoğumuz adanmış bir hayatı dizayn etmenin çabası içerisindeyiz.
Sorumluluklar,
Zorunluluklar,
Ve kurallarla yaşamı biçimlendiririz.Yüklendikçe yüklerimizin ağırlığını hissetmeyecek kadar kendimizden öz varlığımızdan habersiz yaşarız.Bize dayatılan figüranlığı gerçeğimiz sayarız.Bu kabulleniş beraberinde toksik ilişkileri de barındırır.Oysa daha realist bir pencereden bakacak olursak,Dünya’nın kimsenin ekseni etrafında dönmediğini anlarız .İnsan bazen vazgeçmeyi de bilmelidir.Bunun mimarı da yine bizleriz.Hayatın içinde ki çarklar,çakralarımızın normal ritmine aykırıdır.Ancak bizler farkına varabilmek ve farkındalıklarımızı yakalayabilmek adına ciddi bir süreçten geçeriz.Dünya alma verme dengesi üzerine kuruluyken bizde ki bu gereğinden fazla özveri niye? Köleleştirilmiş bu zihniyeti hiç sorgulamadan kayıtsız şartsız kabul etme azmindeyiz…
Peki biz neredeyiz?
Anlaşılabilir olmaktan ziyade algılandığımız kadarız.
Sorgulamaktan çok sorgulanır bireyleriz.Toplumun konsolide etmiş
yaşanmışlıklardan arınıp, dingin fırtınaların geçtiği kendi öz limanımıza sığınmak isteriz. Sımsıkı ördüğümüz duvarlarımız,çizgilerimiz vardır.Artık içsel özgürlüğümüzle kal kola yürümek isteriz.Canı Cehenneme dediğimiz bir sürü argümanları geride bırakırız..
Hayat bazen sizi alır bambaşka yere koyar ve buradan devam et der…
Zaman tünelinde ki yolculuğumuz ansızın bir uyanış bir aydınlanma ile buradayım der., içimizde ki “Ben”..
Öyle ya; hiç hatırlamadan ne çok unutmuşuz ne çok yorulmuşuz..
Bazı rastlantılar bir anda sanki mil çekili gözlerimizi yeniden revize etmek için var olmuşlardır.
Evet yaşam sadece nefes alışverişini tamamlamaktan ibaret değildir.
Geçtiğimiz duraklardan inip artık kendimize de uğrayıp “Nasılsın”diyebilmeliyiz.Kendimize daha fazla gecikmeden.
Geride bıraktığımız tüm deneyimlerimize, tecrübelerimize teşekkürler.Bugün ki bizi biz yapan öğretilerdir.
Ama hayatınızın dümenini de teslim alın artık.
Yaşam birilerini mutlu ve memnun edecek kadar uzun değildir.Yaş aldıkça, yol aldıkça anlıyor insan zamanla…
Kendinizle baş başa kalacağınız yanlız alanlar açın.Ruhunuzu öz benliğinizi iyi dinleyin.İnsan kalabalıklar içinde de çok yalnızdır.
BEN de varım demeyi ilke edinin.
Sevdiğimiz bize iyi gelen güzellikleri lütfen ertelemeyelim.
Koşulsuz, beklentisiz ama, niçin, fakat gibi terimlere takılmadan sevmeyi, sevilmeyi yüreğinizin derinliklerine enjekte edin.Hayatınızı ancak böyle daha anlamlı kılabilirsiniz…
Unutmayın siz kendinizi unutursanız, başkaları sizi hatırlamak zorunda değil…Sevgiyle kalın...


