Kalabalık bir ortamda insanlar gülüp sohbet ederken, içimizden konuşmak gelmeyebilir ve 'Ben buraya ait miyim?' sorusu zihnimizde belirebilir. Klinik Psikolog, Psikoterapist Dr. Yasemin Meriç Kazdal bu duyguyu yazdı.
AİDİYETİN TEMELİ: GÖRÜLMEK VE KABUL EDİLMEK
Aidiyet, basit bir kelime gibi görünse de ruhun derinliklerine dokunur ve insan olmanın temel psikolojik ihtiyaçlarından biridir. Bir yere, birine, bir fikre veya bir kimliğe ait hissetmek, hepimizin görülmek, duyulmak ve kabul edilmek istemesiyle bağlantılıdır. Bir çocuğun annesine gösterdiği resme ilgisiz bir yanıt aldığında içindeki heyecanın durgunluğa dönüşmesi, ancak olumlu bir tepkiyle yeniden ışıldaması, aidiyetin başkası tarafından fark edilme yoluyla filizlendiğini gösterir. Bu, çocuk için güven ve kendine inanmanın ilk kıvılcımıdır.
ERGENLİK VE YETİŞKİNLİKTE AİDİYETİN DÖNÜŞÜMÜ
Ergenlikte kimlik arayışı dönemindeki gençler, ait hissedebilmek için kıyafetlerini, müzik zevklerini veya konuşma tarzlarını değiştirebilir, ancak aidiyet kalabalığa uyum sağlamak değil, kendin olabildiğin yerde başlar. Yetişkinlikte ise bir iş toplantısında fikirlerin dinlenmemesi veya bir ilişkide varlığın anlaşılmaması gibi durumlarla karşılaşılabilir. Çocukken görülmek beklenirken, büyüdüğümüzde görülürken anlaşılmak istenir; aidiyetin özü değişmez, sadece biçim değiştirir ve bir bakış veya sessizlik bile 'Ben burada var mıyım?' sorusunu hatırlatabilir.
İÇSEL AİDİYET VE YENİDEN BULUŞMA
Aidiyet, fiziksel olarak bir yerde bulunmaktan çok değer görmektir ve bu değer genellikle kendi içimizdeki filizlenmeyle başlar. Kendine ait hissedemeyen, bir yere tutunmakta zorlanabilir; kendine ait hissetmek ise 'Ben olduğum halimle yeterliyim' diyebilmekle başlar. Bir sabah aynaya bakıp 'Bugün elimden geleni yapacağım' demek veya bir başarısızlıktan sonra kendini yargılamak yerine gelişimi görmek, aidiyetin içsel zeminini oluşturur. Bazen bir ayrılık, kayıp veya başarısızlıkla aidiyet hissi kaybolabilir, ancak bu sabit bir adres değildir; hayat değiştikçe içimizde yeni bir yer açılır ve bir dostun gülüşünde, bir yürüyüşte veya sessiz bir anda yeniden bulunabilir. Aidiyet bir varış değil, bir yürüyüştür ve ait olduğumuz yer değişen kendi varlığımızdır.





