• Ziraat Bankası Reklam
YAŞAM
Yayınlanma : 17 Eylül 2026 03:53

Su krizi, gıda üretimi ve halk sağlığını tehdit ediyor

Su krizi, gıda üretimi ve halk sağlığını tehdit ediyor
Su güvensizliği, Türkiye'de gıda üretimi ve halk sağlığı gibi alanları tehdit ediyor. İklim değişikliği ve bilinçsiz kullanım, durumu daha da zorlaştırıyor.

Üsküdar Üniversitesi'nden Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, Türkiye'deki su güvensizliğinin yalnızca kesintilerle sınırlı kalmadığını, bunun yanı sıra gıda üretimi, ekonomi ve halk sağlığı gibi birçok alanı olumsuz etkilediğini vurguladı.

ALTUN REKLAM

İklim değişikliği ve su kullanımındaki artış sorunları derinleştiriyor

Adiller, 18 Eylül Dünya Su İzleme Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, Türkiye'nin su stresi yaşayan ülkeler arasında yer aldığını ve nüfus artışı ile iklim değişikliğinin mevcut kaynaklar üzerindeki baskıyı artırdığını ifade etti. Dönemsel kuraklığın kalıcı bir su güvensizliğine dönüşme riskinin ciddi bir tehdit oluşturduğunu belirtti.

Su krizinin etkileri çok yönlü

Adiller, su kaynaklarının miktar ve kalite açısından azalmasının, içme suyundan tarımsal üretime, gıda fiyatlarından sanayiye kadar hayatın her alanını olumsuz etkilediğini dile getirdi. Barajlardaki doluluk oranlarının düşmesi, azalan yeraltı su seviyeleri ve zorlaşan tarımsal üretim gibi somut sonuçlara dikkat çekti. Türkiye'nin Akdeniz Havzası'nda yer alması nedeniyle iklim değişikliği etkilerine karşı hassas olduğunu, artan sıcaklıkların, buharlaşmanın ve değişen yağış rejimlerinin su kaynakları üzerindeki baskısını artırdığını kaydetti. Şiddetli yağışların erozyon ve taşkın riskini artırabileceğini, düzensiz yağışların ise toprak ve yeraltı suyu beslenmesini zorlaştırdığını ekledi.

Yapısal çözümler şart

Adiller, su tasarrufunun genellikle yalnızca musluğu kapatmakla sınırlı görüldüğünü belirterek, diş fırçalarken açık bırakılan musluklar ve uzun süren duşların ciddi kayıplara yol açtığını ifade etti. Bahçe sulamasının doğru saatlerde yapılmasının önemine değinen Adiller, yağmur suyu ve gri suyun peyzaj sulama gibi alanlarda yeniden kullanılabileceğini belirtti. Türkiye'de suyun büyük bölümünün tarımda kullanıldığını vurgulayan Adiller, bireysel tasarrufun yanı sıra tarımsal sulama ve sanayide su verimliliği gibi alanlarda da yapısal dönüşümlerin gerekliliğini söyledi.

Yeraltı sularının korunması şart

Adiller, yeraltı sularının görünmediği için sınırsız bir kaynak olarak algılanabildiğini, ancak aşırı çekimin kuyuların derinleşmesine ve enerji maliyetlerinin artmasına yol açtığını ifade etti. Kıyı bölgelerinde aşırı çekimin deniz suyunun tatlı su kaynaklarına ilerlemesi riskini oluşturduğunu belirtti. Yeraltı suyunun, miktarı sınırlı bir stratejik doğal kaynak olarak görülmesi gerektiğinin altını çizdi. Adiller, su krizini önlemek için havza bazlı ve bütüncül bir yönetimin zorunlu olduğunu vurguladı. Su miktarının, kullanımının ve kalitesinin sürekli izlenmesi gerektiğine dikkat çekti. Tarımda su ihtiyacına göre ürün seçimi yapılması, modern sulama sistemlerinin yaygınlaştırılması ve atık su ile yağmur suyunun yeniden kullanılması gibi adımların atılması gerektiğini söyledi. Adiller, “Bugün vereceğimiz kararlar, 20–30 yıl sonra yaşayacağımız su krizinin boyutunu belirleyecek” diyerek değerlendirmelerini sonlandırdı.