İnsan hata yapar…
Çünkü insan, kusursuz yaratılmadı.
Ama insanı asıl değerli kılan şey, hatasız oluşu değil;
düştüğünde nereye yöneldiğidir.
Her gün kirleniyoruz.
Sözlerimizle… bakışlarımızla… ihmallerimizle…
Belki kimse görmüyor ama kalbimiz biliyor.
İçimizde bir ağırlık birikiyor.
İşte o ağırlığın adı günahtır.
Günah, sadece cehennem korkusu değildir.
Günah, kalpteki huzurun azalmasıdır.
Duanın tadının kaçmasıdır.
Secdenin hafiflemesidir.
Ve insan bazen şöyle der:
“Ben artık çok uzaklaştım…”
Oysa en büyük aldanış budur.
Çünkü tövbe kapısı, düşene kapanmaz.
Aksine, en çok düşen için açılır.
Rabbimiz kullarına şöyle seslenir:
“Ey kendilerine zulmeden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin…”
(Kur'an-ı Kerim, Zümer 53)
Bu ayet, umutsuzların ayetidir.
Bu ayet, “bitti” diyenlerin ayetidir.
Bu ayet, karanlığın ortasında yakılan bir kandildir.
Tövbe, sadece “pişmanım” demek değildir.
Tövbe, yön değiştirmektir.
Yanlış yoldan dönmektir.
Kalbin istikametini yeniden Allah’a çevirmektir.
Unutmayın…
Şeytan günahı sevmez aslında.
Şeytan, günahtan sonra gelen umutsuzluğu sever.
Çünkü günah işleyen kul, tövbe ederse Allah’a daha çok yaklaşabilir.
Ama ümidini keserse kaybolur.
Bir insan düşünün…
Gece karanlıkta yolunu kaybetmiş.
Üşümüş, yorulmuş, düşmüş.
Sonra uzakta bir ışık görmüş.
İşte o ışık tövbedir.
Tövbe eden kul, kirli değildir.
Tövbe etmeyen kul tehlikededir.
Gözyaşıyla yapılan bir istiğfar,
yılların ihmalini silebilir.
Samimi bir “Ya Rabbi, beni affet”
kalbi yeniden diriltebilir.
Belki bugün…
Evet, belki tam bugün…
Geciktirdiğimiz o tövbenin günüdür.
Belki bugün secdede biraz daha kalma günüdür.
Belki bugün, kalbimizi hafifletme günüdür.
Unutma…
Düşmek kader olabilir.
Ama yerde kalmak tercih olur.
Ve Allah, kendisine döneni asla geri çevirmez.


