EN KÖTÜ BARIŞ KAVGADAN İYİDİR
Genelde bölgemizde özelde ilimizde yaşanan toprak meselesi, muhtarlık husumeti, mera arazi sorunu ve akabinde gerçekleşen kavga, yaralanma ve ölüm vakaları Muş halkı olarak yüzleşmek durumunda kaldığımız acı durumlardır. Ailelerin ocağına ateş düşüren, hane halkının elini kolunu bağlayan, halkın yüzleşmek zorunda kaldığı toplumsal sorun ve sosyal problem haline gelmiştir. Dile getirdiğim sıkıntılar batı illerinde değil de neden bu bölgede sıklıkla yaşanır? Yaşananları sosyolojik ve psikolojik açıdan değerlendirmekte fayda vardır.
Öncelikle şunu ifade etmek istiyorum; aile arası kavgaların kazananı olmaz. Her iki taraf bu durumda ağır bedeller öder. Yaşanan kavgaların akabinde biri toprağa biri cezaevine gider, aileler dağılır ve göç yaşanır. Bu dünyadaki hiç bir şey toprağa veya cezaevine girecek kadar değerli değildir. Şu gerçeği göz ardı etmemeliyiz, bela içinde bulunmak ve düşman sahibi olmak çok ağır bir imtihandır. O saatten sonra taraflar resmen açık cezaevi hayattını yaşarlar; huzurları olmaz ve her daim diken üstünde olurlar. Bu hususta: "Ağanın biri kırk yıl sonra intikam almış, acele ettim demiş. İntikam aldığı kişi kırk yıl diken üstünde yaşamış." Bu söz taraflıların içinde bulunduğu psikososyal durumu en iyi şekilde açıklamaktadır. Daha önce yaşanan husumet, kavga ve ölümlü vukuatlara bakarak rahatlıkla şunu söyleyebiliriz; ne kadar ev yıkılırsa yıkılsın, düşmanlığın boyutu ne kadar büyük olursa olsun, ne kadar can giderse gitsin sonu mutlaka BARIŞTIR!
Geçmiş dönemlerde köylerde ve aileler arasında husumet, kavga ve kan davaları yaşanırdı. Bu noktada düşmanlıkları bitiren, barış, huzur ve sükunetti sağlayan aile büyükleri ve dava adamları vardı. Günümüzde ise meydana gelen olaylarda etkin ve aktif rol alan aile büyüklerinin olmaması, davayı çözüme kavuşturacak akil insanların yoksunluğu, var olanların da etkisiz olması; gerçek dava adamlarının vefat etmiş olması, bazı aracıların taraflı tutumları, art niyetli ve arabozucu kişilerin varlığı olayları çözüme kavuşmasını güçleştirmektedir. Bununla beraber günümüzde yaşanan husumetin son bulması ve barışın sağlanması amacıyla aracılar vasıtasıyla taraflara kesilen meblağ maalesef çok yüksek; tabiri caizse kan davalarının çözümünde: "'Ne kadar koparırsak kârdır.'" düşüncesiyle iş ticarete döndü ve gelir kaynağı haline getirildi. Şu bir gerçek ki ölümlü vukuatlarda kimse eskisi gibi intikam peşine düşmez. Bu hususta hiçbir anne baba bir hiç uğruna evladının cinayet zanlısı olarak bir ömür boyu hapis yatmasına razı değildir.
Kırsal alanlarda aileler arasında oluşabilecek husumet, kavga ve ölümlerin önüne geçmek adına devlet tarafından toprak reformu ve kamulaştırmanın yapılması elzemdir. Devlet gücü ve yaptırımın olmadığı yerde güçlü ve kalabalık aileler toprak dağılımını adaletsizce gerçekleştirirler. Otorite ve söz sahibi insanların bu adaletsiz ve zorba tutumu insanları karşı karşıya getirmekte, istenmeyen olayların yaşanmasına zemin hazırlamaktadır. İkinci çözüm önerisi ise muhtarlık sorunu olan köylerde muhtarlık görevi sıraya konulmalıdır.
Velhasıl kelam! Muhtarlık, güç, üstünlük, kavga, bela, kin, nefret, husumet ve kan bu toprakların alın yazısı, halkın kaderidir. Bölge halkı olarak olayları adli ve idari mercilere taşımak yerine çatışma yoluyla çözmeyi huy ve ilke edinmişiz. Maalesef ama maalesef bu durum nesiller boyu devam edecektir. Neyse ki geçmişte köylerden merkeze ve büyük şehirlere göç yaşandı. Köylerde aileler eskisi gibi kalabalık olsaydı olaylar daha büyük, can kayıpları daha fazla, düşmanlıklar daha çok olurdu. Olay sonrasında halk olarak bilinçli ve uyanık olmalıyız; ateşi körükleyen ve aileler arasında nifak tohumu eken şer odaklar konuşturulmamalı ve fırsat verilmemelidir. Husumetlerin sona erdirilmesi noktasında aile içinde veya dışarda elini taşın altına koyan, aklı selim, ılımlı, uzlaşmacı ve sulh arayan kimselere tüm yüreğinizle dinleyin, itaat edin.
EN KÖTÜ BARIŞ KAVGADAN HAYIRLIDIR!
Sorunların hoşgörü ve diyalog çerçevesinde çözüme kavuşturulması, kırgınlıkların yerini kardeşliğe bırakılması ümidiyle...


