ESKİYE DAİR GEÇMİŞE YOLCULUK

Yayınlanma : 01 Aralık 2025 10:59
Düzenleme : 01 Aralık 2025 11:00
  • Ziraat Bankası Reklam

Değerli okurlarım! Hafızalara kazınan ve özlemle anılan 80'li ve 90'lı yıllara yolculuk yapmak amacıyla bu yazıyı kaleme aldım. Geçmiş dönemdeki toplumsal olaylar, insanî ilişkiler, değişen insan profili ve nesiller arası çatışmaları günümüz penceresinde değerlendirerek karşılaştırma ihtiyacı hissettim. Bazen geçmişi yad eder, dalar gideriz özlemle... O an canlanır gözümüzde koskoca mazi. Geçmiş zaman, eski günler, eski dostlar, eski aşklar, güzel hatıralar ve anılar filizlenir benliğimizde!!!Artık hiçbir şey eskisi gibi değil. Bütün güzellikler o yıllar ile birlikte kaybolup gitti. Kentleşme ve modernleşmeyle beraber birçok şeyi kaybettik: İnsanlığımızı, yiğitliğimizi, misafirperverliğimizi, duyarlılığımızı, dürüstlüğümüzü, cana yakınlığımızı, içten gülüşümüzü; ahde vefayı,  dostluğu, komşuluğu unuttuk.Bugün hayatta olan gençler ve gelecek nesiller teknolojik gelişmeler, ulaşabilirlik ve yaşanabilirlik yönünde şanslı olabilirler; fakat insanlık adına, güzel anılar yönünde mahrum olarak büyüyecekleri için çok şansızdırlar. Çocukken farkına varamadigimiz zenginliklere sahiptik. Mutluluğu dibine kadar ve özlemle yaşadığımız 80'li ve 90'lı yıllar çocuklarımızın hayal bile edemeyeceği kadar güzel ve dokunaklı günlerdi; çünkü 80'ler ve 90'lar tertemiz yıllardan geçtiler. Halihazır hayatta olan çocuklar ise kirli bir dünyada yaşamak zorunda kaldılar. O dönemde internet, telefon ve sanal alem yoktu. Kötülük bu kadar kol gezmezdi. Bu nedenle çocuklar sokaklarda dertsiz, tasasız, özgür, korkusuzca ve güvende oynardılar. Maalesef mutluluk çocukluk günlerimizde kaldı. O kadar temiz ve musum çocuklardık ki yere düşen ekmeği kaldırıp üç kere öperdik. Eski nesil çocuklarda ergenlik diye bir saçmalık yoktu. Günümüzde ise çocukların sergilediği olumsuz ve kötü davranışları, saygısızlığı toplum olarak ergenliğe bağlarız. Davranış bozukluğunun sebebi ergenlik değil doyumsuz, dik başlı ve şımarık çocuklar yetiştirildi. Eskiden yokluk içinde varlık vardı. İnsanlar dünya malına tammah etmez maddi değeri olan ev, arsa ve paranın değeri yoktu. Şimdilerde ise insanlar paranın esiri,  makam-mavkinin kölesi olmuş durumdalar.Eski dönemlerde psikolojik hastalıklar, stres yoktu, intihar olayları nadiren yaşanırdı, uyuşturucu gençler arasında bu kadar yaygın değildi.Bununla beraber kadına yönelik şiddet ve cinsel istismar olayları yok denecek kadar azdı.

   Hey gidi günler hey! 80'li ve 90'lı dönemlerde okul arkadaşlığı ve mahalle kardeşliği vardı. Bu kardeşlik yalansız, dolansız, hesapsız, samimi, saf ve çıkarsız ilişkiler üzerinde kuruluydu. Öyle ki arkadaşlarımıza ithafen yazılan hatıra defterine şu cümleyle başlardık: " Mektubuma başlamadan önce bana kalbin kadar tertemiz bir sayfa ayırttığın için teşekkür ediyorum." Diye en içten duygularımızı dile getirirdik. Geçmiş dönemlerde yakın ve güçlü komşuluk ilişkileri vardı. Sofraları bir olan komşular arasında yardımseverlik ve vefakâr anlayış hakimdi. Ne yazık ki apartman kültürü komşuluk bağını bitirdi.

 Ne ara insanlığı, saygıyı, ve aidiyet duygusunu kaybettik? Eskiden aileden biri, akraba veya bir komşumuz vefat ettiği zaman uzun bir süre televizyon açılmaz, müzik dinlenmez ve içten yas tutulurdu. Bununla beraber köyün birinde vefat eden olursa bırakın köy içinde düğün yapmak çevre köylerde bile nişan ve düğün yapılmazdı. Günümüzde akraba, komşu vefatından kısa bir süre sonra çalgılı ve eğlenceli düğünler gerçekleştiriliyor. Geçmişte insanlar daha inançlı ve samimiydiler. Şöyle ki yılbaşında televizyonlarda açık sahneler yayınlanıyor ve içki içiliyor diye o gece televizyon açılmazdı. Geçmişte Hacı Hocalar saygın bir konuma sahiptiler, onlara duyulan bir güven vardı. Yeni jenerasyon hocalar yüzünden bu kesime duyulan saygı ve bahşedilen değer kayboldu. Toplumsal ilişkilerde aşiretçilik ve adamcılık kavramları bu denli yaygın değildi. Günümüzde ise siyaset akrabaları, dostları ve komşuları birbirine kırdırdı, halkı ayrıştırdı. Eskiden saygı ve adap vardı. Küçük büyüğünü bilir, saygıda kusur etmezdi. Bu hususta büyüğünü gördü mü ayağa kalkar, elini öper, o oturmadan oturmaz, yanında sigara içmez, tesbih salamazdı. Günümüzde gençler baba, amca, dayı ve abiye karşıki yaklaşımlarında yaşıtı ve arkadaşıymış gibi bir tutum sergilemektedirler. Babaya gösterilen saygınlık amca ve dayıya da gösterilirdi. Günümüzde amca ve dayıya yüklenen değer ve bahşedilen konumu unuttuk. Bir diğer noksanlık geçmişte Aşk temiz duygularla, heyecanlı ve masumca yüreklerde yaşanırdı; dokunmadan, konuşmadan, uzaktan uzağa hasretle özlemek ve sevmek vardı. Utanma duyguları içerisinde samimi, saf, doğal ve çocuksu sevgi vardı. Öyle ki aşıklar göz göze gelmekten, el ele tutuşmaktan çekinirdiler. Eski şarkılar anlam ve duygu yüklüydüler; o zamanlarda arabesk müzikleri dinlenir, radyodan istek parçaları çaldırılırdı,  sevilen şarkılardan liste yapılır kaset olusturulurdu. Geçmişte kaldı o güzelim duygu yüklü şarkılar. Şimdiki müzikler duygulara tercüman olmuyor, açıklık ve görselliği ön planda tutan şarkılar gönüllere dokunmuyor. Eski düğünlerde doğaçlama kültürü hakimdi; sözlerin o anda yaratıldığı, içinden geldiği gibi atışma, çatışma ve tekrar etme söyleyişi vardı.

  Nerde o eski nişan ve düğün edebî? Örf ve adetlere bağlı, abartısız, sade, gösteriş ve şovdan uzak nişan ve düğünler yapılırdı. Evlenecek çiftlerde ağırbaşlılık, edep, naiflik, hayâ ve masumiyet vardı. Yeni nesil gelin adaylarının  nişan ve düğün anındaki şatafatlı talepleri, şımarık davranışları, dansları ve şovları başını almış gidiyor. Bayanlar edep yönünde daha saygındılar; çünkü açıklık vardı ama çıplaklık yoktu. Eskiden evlenecek olan kızlar baba evinden ayrılacağı ve aileden kopacağı için üzgün ve ağlamaklıydılar. Kızlarına biçilen değerden ötürü ayrılık anında gözyaşları sel olurdu. Bir diğer önemli husus ise eskiden eşler birbirine sadakatle bağlıydı, boşanma diye bir anlayış gündeme bile gelmezdi. Günümüzde mahkemelerde en çok görülen dava maalesef Boşanma Davalarıdır. Toplumsal bağların güçlü ve sıkı olduğu  o dönemlerde kahve kültürü, telefon bağımlılığı ve maç sevdası yoktu. Aileler, akrabalar akşamları birbirinin evinde toplanır koyu ve sıcak sohbetler eşliğinde içten kahkahalar atılır, taklit ve takılmacalar havada uçuşurdu.  Şimdilerde insanlar yalnızlaştı, çay artık aile içinde değil kahve ve cafelerde içiliyor. O dönemde evlerde çay demlenirdi. İnce ve desenli bardaklarda içilen çayın kokusu yıllar geçse de unutulmayacak bir kokudur. Çay eşliğinde muhabbet edilir, neşe ve sıcaklık sarardı ortamı.Evvelce dedeler, nineler torunlar, eltiler, gelinler, damatlar birlikte yaşardılar. O yuvalar o kadar huzurlu, mutlu ve sıcaktı ki apartman hayatı ile birlikte o güzelim aile bütünlüğü ve samimiyet kayboldu. Eskiden insanlar sıcakkanlı, güler yüzlü ve daha sıkı ilişkiler kurardılar.  Aile bağları samimi, dostluklar masum, komşuluklar içten, akrabalık bağları sıcak duygularla yaşanırdı. İnsanlar arasında ihanet, içten hesap, bencillik ve gıybet yoktu. Aile bağları ve akrabalık ilişkileri o kadar zayıfladı ki birinci derece akraba olan gençler artık birbirini tanımıyorlar. Akrabalar birbirinin derdine, sıkıntısına kör, sağır ve dilsiz oldular.Geçmişe nazaran sonsuz merhametimizi kaybettik. Geçmiş zamanlarda kanser hastalığına yakalanan akraba, komşu veya tanıdık olduğunda uzun süre yas tutar, üzülür ve ağlardık. Şimdilerde ise bu durumu normal karşılayıp üzülmeden günlük hayatta devam ediyoruz.

   Nerde o eski sıcak kışlar? Sobanın ateşi gece lambası gibi aydınlatırdı odayı. Soba sıcaklığının duvar ve tavana yansımasının verdiği huzuru hiçbir şey vermezdi.Ah eski günler ah! O günler burnumda tütüyor. Evlerde takılan çiçekli ve böcekli şekillerden oluşan renkli perdeleri, sınıflarda asılı olan dört mevsim tabloları, büyüklerimizin anlattığı korku verici masalları, siyah ve mavi önlükleri, kısıtlı olarak verilen çizgi filmleri, yokluk içinde birbirimize çağrı attığımız anı, nüfus sayımı yapılırken evlere kapandığımız günleri özler olduk. Bizler yokluk içinde varlıklı ve gönlü zengin insanlardık.Şimdi daha iyi anlıyorum ki hiçbir şeyimiz yokken meğer ne çok şeyimiz vardı. Öyle ki çetin ve kötü geçen günleri özler olduk. Keşke zamanı geri alabilme şansım olsaydı. Geçmişe bir otobüs kaldırsalar emin olun ilk yolcusu ben olurdum.Fakir, basit ve sıradan bir hayatımız vardı ama mutlu, huzurlu ve şerefli yaşam sürerdik. Neşeli günler, içten muhabbetler, gerçek aşklar, samimi dostluklar, onurlu yaşam ve huzurlu aile ortamı bir daha yaşanmamak ve geri gelmemek üzere çocukluk günlerimizde kaldı.