KAPALI ALANDA SİGARA

Yayınlanma : 17 Kasım 2025 09:21
Düzenleme : 17 Kasım 2025 09:23
  • Ziraat Bankası Reklam

 

Kimi zaman bir bardak çayla soluklandığımız, bir arkadaşımızı beklediğimiz, iki kelam edip evimize dönmeden önce vakit geçirdiğimiz cafeler, kahvehaneler… Havaların artık iyiden iyiye soğuduğu, birkaç güne kadar kar yağışının beklendiği şu günlerle birlikte insanlar, kapalı mekanlara daha çok gidip oturur oldu.

 

Ancak öyle gidip de oturup, bir çay ya da kahve içeyim, biraz sohbet edip evime tertemiz döneyim, demek pek mümkün değil!

 

Saygısız, bu saygısızlığının farkında olan umursamaz insanların aynı anda koordineli biçimde yaktığı sigaraların boğucu dumanı hem hevesinizi kursağınızda bırakıyor, hem de kursağınıza sigara dumanı olarak doluyor!

 

Bildiğim kadarıyla kapalı alanda sigara içmek yasak. Yasa, kağıt üstünde tüm netliğiyle duruyor. Ama kapıdan içeri girer girmez burnunuza dolan ağır koku, bu yasanın kimse tarafından ciddiye alınmadığını sigara dumanı eşliğinde yüzünüze çarpıyor. Bir masada bir kişi, başka masada üç kişi, biraz ötede tüm bir grup… Onlarca, bazen abartmıyorum yüzlerce insan aynı anda sigara içiyor. Kadını erkeği, genci yaşlısı, hiçbir şeye hiç kimseye aldırış etmeden “büyük bir keyifle” sigarasını tüttürüyor. Nefes aldığınız havayı kirletirken en ufak bir çekince bile duymuyorlar. Sanki bu, onların en doğal hakkıymış gibi. Öylesine pervasız, öylesine kaba bir rahatlıkları var.

 

Bir mekana gidip de “Neden kapalı alanda sigara içilmesine izin veriyorsunuz?” diye sorduğunuzda aldığınız yanıt çoğu kez aynı oluyor: “Ama sigara içirmezsek müşteri gelmiyor.”

Mekan sahibi bu cümleyi söylerken aslında size değil, şehrin gelişmişlik seviyesine, cehaletin kabul görülme biçimine dair sarsıcı bir tespitin dile gelmesine vesile oluyor. Bir şehirde insanlar sigara içemedikleri için bir mekana gitmiyorsa, orada önce zihniyet değişimine ihtiyaç var demektir. “Ben kendi keyfime uygun davranıp, bir başkasını umursamaz bir şekilde rahatsız edemiyorsam bu mekana gelmiyorum,” demek şımarıklık olduğu kadar saygısızca bir davranış biçimi de değil midir?

 

Üstelik iş sadece saygısızlıkla da bitmiyor. Sigara içen kişi, zaten kendi bedenine saygı duymuyor. Bu, bir noktadan sonra biz sigara içmeyenleri bağlamaz ama kendine göstermediği saygıyı; bize, bizim sağlığımıza göstermesini beklemek en doğal hakkımız.

 

Kendi ciğerini zehirlediği yetmiyormuş gibi sizin yüzünüzü, gözünüzü, kıyafetinizi duman altında bırakmayı da kendine hak görüyor. Uyarıldığında alınan tepkiler ise bir başka üzücü tablo!.. Küçümseyen bakışlar, umursamaz omuz silkmeler, hatta “cehaletleri” ile örtüşen efelenmeler… Kapalı mekanda sigara içenler, yolda yürürken yerlere de tükürüyor, çöpünü de atıyor. Yere çöp atmayan birinin kapalı mekanda sigara içtiğine inanmıyorum ben.

 

İşin bir de denetim, daha doğrusu “denetlememe boyutu var.

 

Var olduğunu umduğumuz ama çoğu zaman görmediğimiz bir “denetleme kurulu”…

Kağıt üzerinde duran ama sahaya indiklerini pek de göremediğimiz kontroller… Kapalı alanlarda püfür püfür sigara içilirken kimsenin harekete geçmemesi, “acaba ölçüt ne?” sorusunu akıllara getiriyor. Bir mekanın tamamen dumanla kaplanması mı gerekiyor?

 

Artık bu umursamazlığa dur deme zamanı geldi.

 

Denetimler sıklaşmalı, görünür hale gelmeli. Mekan sahipleri “sigara içirmediğimizde müşteri gelmiyor” diyememeli. Zira yasal sorumluluklarını yerine getirmediklerinde yaptırım uygulanacağını bilmeliler. Zaten iş yok, bahanesinin ardına gizlenmek, bizim sigara dumanına maruz kalma nedenimiz olmamalı.

 

Biz, bir bardak çayın, temiz bir nefesin, dumansız bir sohbetin hakkını istiyoruz. Evimize gittiğimizde içmediğimiz sigaranın dumanının kıyafetlerimizi leş gibi kokutmamasını istiyoruz. Alt tarafı bir çay içtik diye duşa girip, bir saat önce giymiş olsak bile bütün elbiselerimizi yıkamak zorunda kalmak istemiyoruz. Sigara içmeyen, sigaradan nefret eden herkes gibi…

 

Belki o zaman gerçekten medeni bir toplum olabileceğimiz hayaline kapılabiliriz.