KÜRT SİYASETİNİN “İKTİDAR” İMTİHANI

Yayınlanma : 08 Ocak 2026 14:16
Düzenleme : 08 Ocak 2026 14:17
  • Ziraat Bankası Reklam

 

Kürt siyaseti uzun yıllar boyunca kendisini “merkezi devlet aklının” karşısında, “ezilenin siyaseti” olarak tanımladı. “Kemalizm, askeri vesayet, bürokratik tahakküm ve tekçi ulus” anlayışı bu söylemin ana hedefleriydi. Bu eleştiriler tarihsel perspektifte “güçlü bir toplumsal karşılık” buldu.

Ancak yıllar içinde özellikle yerel yönetimlerde elde edilen iktidarla birlikte, Kürt siyasetinin önemli bir bölümü eleştirdiği yapılarla benzeşen kötü pratikler üretmeye başladı. İktidarın ve gücün yerelde nasıl kullanıldığına, kimleri ne sebeple dönüştürdüğüne ve hangi refleksleri açığa çıkardığına bakmak lazım.

Yerel yönetimlerin kazanılması, Kürt siyaseti açısından tarihsel bir eşikti. “Hukuki çerçeveye” sığdırılan ancak “demokratik meşruiyeti” tartışmaya açık kayyum politikaları, ayyuka çıkmış yanlışların sorgulanma eşiğini öteledi. Fakat bu eşik, demokratikleşmeden çok güç yoğunlaşmasını, kendi içinde bölünmeyi de beraberinde getirdi. Belediyeler, halka hizmetten çok siyasi kontrol alanlarına dönüştürüldü. Eleştiren yurttaş “karşı cephe, öteki, kötü niyetli” olarak afişe edildi. Yerel siyaset, temsil ve hizmet ilişkisinden çıkıp itaat, tahakküm altına girme ilişkisine evrildi.

Bu durum bir klasik haline geldi ve “güç bizde ise sıra bizim zehirlenmemizde. Biraz da biz zehirlensek bir şey olmaz!” noktasına taşındı. 
Dünün “ötekileri” bugün ötekileyenler orkestrasının şefleri konumuna yerleşti. 

Kürt siyasetinin kamuoyuna yansıtılmayan ama yerelde yoğun biçimde hissedilen bir diğer yönü iç iktidar savaşları oldu. Aynı partide farklı klikler, aşiret çatışmaları, belediye, il örgütü, partili kavgaları, ben daha çok partiliyim çıkışları ve en önemlisi “bedel ödeyenler” ve onlar adına konuşma yetkisi taşıdığını dile getirenler… 

Bu çekişmeler, ideolojik bir duruş, halkçı bir tutum, yahut haksızlık karşısında durma çabasını en çok kimin sahipleneceği değil; büyük ölçüde rant, kadro, nüfuz ve siyasi istikbal paylaşımı üzerinden yürüdü. Böylece siyaset, halkın sorunlarını çözme, onlara hizmet etme, eleştirdiğinin tam tersi doğru olma aracı olmaktan çıkıp “iç hesaplaşma” alanına dönüştü.

Başlangıçta hiyerarşiyi kırma ve kadın temsili açısından “ilerici bir model” olarak sunulan Eş başkanlık sistemi, pratikte yetki karmaşasına, sorumluluk belirsizliğine, karar alma aşamasında gecikmeye ve güç çatışmasına döndürüldü. Halk, kimin, hangi yetkide, hangi kararı verdiğini sorgular oldu. 

Bu durum, sunulan aksine şeffaf ve demokratik iddiayı güçlendirmek yerine, yönetim zaafı olarak tepkiyle perçinleşti.

Bu karmaşa ile birlikte belediyeler zamanla, itaatkarlık sonucu istihdam kapısı ve ödüllendirme alanı yapıldı. Parti; bazı kesimler ve aşiretler için toplumsal kimlik, statü ve meşruiyet kazanma yoluna dönüştürüldü. Bu kişi ve kesimler için siyaset; ilke ve ideoloji değil, pozisyon oldu. Mesele halk değil, ilişkiler ağı; hizmet değil, görünürlük ve siyasi yükseliş alanına döndü. 

Her eleştiri “saldırı” olarak sunulurken, hizmette beceriksizlik, ideoloji perdesinin arkasına gizlenmeye çalışıldı. Her başarısızlığın arkasında onlardan olmayan ama çok etkili “kötü” bir güç olduğu varsayıldı.

Bu savlar, halk nezdinde yeterli kabulü görmedi ve siyasi yorgunluk ile beraberinde büyük bir güvensizliğe sebep oldu. 

Güven sorunuyla yarışır konumda olan başka ve büyük bir eksiklik de yönetimsel bilgi eksikliği, deneyimsiz kadro yapılanması ve ideolojik sadakatle belirlenen atanmalar oldu. Bu tablo, hizmet üretimini zayıflattığı gibi, Kürt siyasetinin “eleştirdiği ve iktidara gelirse çok daha başarılı olacağını ifade ettiği yönetim modeli” iddiasını da boşa düşürdü. 

Eleştiriye tahammülsüzlük, seçilenleri belirlemede kapalı süreçler, muhalefetin tasfiyesi, muhalif olmanın altında yatan nedenler, tek ve itiraz edilmesine müsaadede edilmeyen “siyasal çizgi”…
Demokrasi, eşitlik, özgürlük ve hakkaniyet talebi, yalnızca dışarıya yöneliktir; içeriye değil.

Denetlenemeyen, yönetilemeyen her “güç” eleştirdiği “baskıcı, otoriter” güce benzeşir!

Eğer Kürt siyaseti gerçekten farklı, doğru, adil ve özgürlükçü bir gelecek inşa edecekse sadece bazılarının himayesinde olan gücü kutsallaştırmaktan vazgeçmeli, yerelde hesap verebilirliği sağlamalı, kendi iç demokrasisini kurmalı ve halk ile arasındaki mesafeyi  “sadakatle” sınırlandırmamalı.

Aksi hâlde eleştiren, eleştirdiğine benzeşir; bu da yıllardır adalet, özgürlük ve farklılık iddiasıyla kurulan bütün savununun, iktidar karşısında en acı ve en çıplak çöküşüdür!..

ÇANGA