KAR ALTINDADIR VAROŞLAR

Yayınlanma : 03 Ocak 2026 12:51
Düzenleme : 03 Ocak 2026 12:52
  • Ziraat Bankası Reklam

 

 

Muş’ta kış yalnızca soğuk değil; ağırdır, can sıkar, uzun sürer ve bazan can yakar. Romantik paylaşımlardaki görüntülerden çok uzaktır. Çiledir, eziyettir!

“Duvarları katı sabır taşından

Kar altındadır varoşlar…”

 

Çatılarda kar kütleleri birikir, altında insanlar yürür, park edilmiş araçlar, okul yoluna düşmüş küçük öğrenciler… Üzerlerine düşme ihtimali görünmez ama bilinen risktir. 

 

Acı tecrübeler yaşatır. Arkadaşları ile okul bahçesinde oynayan küçük bir çocuğun kafasına buz olup düşer. Minik bir bedeni ölümün kıyısında dolaştırır. Yaşıtı arkadaşlarına dehşeti yaşatır. Ailelere “Çocuğumuz ölecek mi? Sakat kalacak mı?” dedirtir.

 

Başkaca zamanlarda, başka binalardan kar ve buz kütleleri olup araçların üzerine düşer. Kaportalar göçer, camlar paramparça olur.“maddi hasar” denilip geçilir belki ama mesele yalnızca kaportanın eğilmesi, camın dağılması değildir. O an aracın içinde birinin olmaması “şans eseridir.”

 

Düşen buzlar ve kar kütleleri, ne fıtratın ne de bir ihmalin tek başına ürünü değildir. O buz, yıllardır “bir şey olmaz” denilerek ötelenen bir gerçeğin somutlaşmış hâlidir. Yoksulluğun, önemsizliğin, adam yerine konulmamışlığın resmidir.

 

Kış Muş’ta her yıl gelir ve her yıl yoğun bir şekilde kar yağar. Karın yağacağını, gündüz eriyip gece eksi derecelerde yeniden donacağını, saçaklarda sarkıtların büyüyüp kütleleşeceği bilinir. Bilinmeyen hiçbir şey yoktur aslında. Eksik olan bilgi değil, tedbirsizliktir.

 

Bugün şehir merkezinde yürürken başınızı kaldırıp bakın. Gizli derelerde, oluklarda, iniş borularında donmuş sular…

Saçaklarda her an kopmaya hazır devasa, ürpertici buz kılıçları…

Bina altlarında mecburen park edilmiş araçlar, yanından geçen insanlar…

 

Bu sadece bireysel dikkatsizlik meselesi mi?Yoksa yapısal bir sorun mudur?

 

Bahçeli, geniş sokakları olan, bu kadar çok aracın olmadığı, çocukların çocukluklarını her anlamda yaşayabildiği evlerin yerine dikilen plansız, estetikten yoksun, dar sokaklı, çirkin ve yüksek binalarla kuşatılmış bir şehir. Sadece çocukların çocukluklarını çalmakla kalmamış, şimdi de hayatlarını tehdit eder olmuş yapılar. 

Kim çocuğunu sabah tek başına okula göndermeye cesaret edebiliyor? Hangi anne ve baba bir buz kılıcının çocuğunu hayattan koparma kaygısı taşımıyor?

 

Bu tehlike, bu hayati risk hep böyle mi devam edecek?

 

Sıcak çatılarda kar eritme sistemlerinin olmaması, gizli derelerin donması, suyun geri tepmesi, buzun kütle hâlinde sarkması… Bunlar teknik konular gibi görünse de sonuçları birgün hayati olacak!

 

Bugün “masraf” denilerek yapılmayan bir kar eritme sistemi, yarın bir insanın hayatına mal olacak. Bir aracın kaportası onarılabilecek ancak bir insanın başına düşen buzun telafisi olmayacak!

 

Kış yine geldi. Kar yine yağdı. Yine eriyecek, yine donacak.

 

Biz yine bekleyip bir şey olmasını bekleyip, seyredeceğiz. 

 

Muş’ta kar masum değil. Romantik hiç değil. Masum olan, altında yürüyen çocuklar, o çocukların eve gelmesini yüreği ağzında bekleyen anneler.

 

Bir evladın canı gitmeden, bir annenin yüreği yanmadan…

 

“Ciğerleri küçük, elleri büyük

Nefesleri yetmez avuçlarına

İlkokul çağında hepsi

Kenar çocukları

Kar altındadır varoşlar.”

 

ÇANGA