KAR ALTINDAN NOTLAR

Yayınlanma : 17 Ocak 2026 10:22
Düzenleme : 17 Ocak 2026 10:22
  • Ziraat Bankası Reklam

 

Edebiyata ilgisi olan herkes Dostoyevski’nin birçok kitabı gibi “Yer Altından Notlar” kitabını da bilir. 

“Bu kitap, aklın değil vicdanın, düzenin değil çatlağın, toplumun değil bireyin iç sesinin romanıdır.”

Roman, bu yazıya ilham olsa ve yazı kitabın bir bölümü olsa nasıl olurdu?

“Karın yağacağı günler öncesinden belliydi. Belediye ‘kalıcı ve etkili’ önlemler almış, yolları ‘defalarca açmış’ ama yollar yeniden kapanmıştı.

O günlerde şehrin gündemi ağır bir kışın gölgesinde şekilleniyordu. Yoğun kar yağışı, sokakları olduğu kadar zihinleri de kaplamış; belediye yönetiminin yaptığı açıklamalar etrafında hararetli tartışmalar doğmuştu. Bir kesim, belediyenin karla mücadelede neredeyse kusursuz bir performans sergilediğini savunuyor, yapılan işi “muhteşem” olarak nitelendiriyordu. Bir başka kesim ise aynı tabloya bakıp belediyenin sınıfta kaldığını söylüyordu.

Tartışmalar bu minvalde sürüp giderken, Muş Belediyesi Eş Başkanı Sırrı Söylemez bir akşam halkla bir “duyuru” paylaşmıştı. Onu yakından tanıyanlar, her daim naifliği ve sakin diliyle öne çıkan Söylemez’in kaleminden çıkan bu metne şaşırmıştı! Çünkü metin, onun bilinen kibarlığıyla pek bağdaşmıyordu.

Belediye yönetiminin son açıklaması, birçok kişiye göre gereğinden fazla sertti. Sertlik, yapılan işleri anlatmaktan ziyade eleştiriyi ötelemeye dönük bir izlenim bırakıyordu. Oysa yerel yönetimler, eleştiriden kaçan değil; eleştiriyi yöneten kurumlar olarak bilinirdi. Makamlar ‘alınganlık’ gösterilecek yerler değildi, olmamalıydı. Ne var ki yapılan açıklama bu anlayışla ‘örtüşmüyordu.’

Bu şehir eleştiriyi yeni öğrenmemişti. Dün eski başkan Necmettin Dede eleştirilmişti, ondan önce Feyat Asya. Bugün ise mevcut yönetim eleştiriliyordu. Bu, şehrin hafızasında olağan bir durumdu. Eleştiriler kişilere değil; kuruma, yönetim anlayışına ve ortaya konan performansa yöneliyordu. Performansı ‘hakkıyla eleştirmek’ herkesin hakkı değil miydi? 

Kimilerine göre “Belediye, karla mücadele sürecinde yeterli planlama ve koordinasyonu sağlamakta eksik kalmıştı.” Bu bir düşünceydi ve bunu dile getirmek ne emeği inkâr etmekti ne de nankörlük. Aksine, daha iyisinin mümkün olduğunu hatırlatmanın bir yoluydu. Yapılan işler anlatılmalı, eksikler kabul edilmeli ve daha iyisi için açık bir yol haritası ortaya konulmalıydı.

Öte yandan bütün sorumluluğu yalnızca belediyenin omuzlarına yüklemek de adil değildi. Yol kenarlarına gelişigüzel park edilen araçlar çalışmaları ciddi biçimde aksatmıştı. Yapılan uyarılara rağmen araçlarını kaldırmayan sürücülerin tutumu açık bir sorumsuzluktu. Esnafın da kaldırım önü temizliği ve ekiplerle iş birliği konusunda yeterince duyarlı davrandığını söylemek zordu. Belediyecilik tek başına yürütülen bir iş değildi; şehir birlikte yönetilirdi.

Bir başka mesele ise parti içindeki uyumsuzluklardı. Aynı siyasi yapı içinde yer almasına rağmen belediyenin başarısız olmasını bekleyen, hatta bunu perde arkasında besleyen bir iç muhalefetin varlığı aşikârdı. Bu, eleştiri değil; siyasi hesaplaşmaydı ve bedelini hem şehir hem de “Başkan” ödüyordu. Zaten amaçları da buydu. 

Buna ek olarak, yardımcı olmak yerine sürekli belediyeyi kötüleyen, aşiretçilik yapan, kenti değil kendi grup dengelerini önceleyen bazı il genel meclis üyelerinin tutumu da yapıcı olmaktan uzaktı. Kendi görev alanlarına odaklanmak yerine belediyeyi diline dolamaları, hatta karalamaları sorunları çözmüyor; aksine derinleştiriyordu. Her hareketlerinde cehaletle harmanlanmış bir hainlik vardı. İşin hazin yanı bu hainlik ve cehalet sürekli bir kesim tarafından takdir ediliyordu. Bu da cehaleti daha da pervasızlaştırıyordu. Hüküm veren konumda değillerdi ama cehaleti besleyen güç nedeni ile “savcı” gibi davranıyorlardı!

Bütün bunlar konuşulurken unutulmaması gereken bir gerçek vardı: Eleştiri olacaktı. Olmalıydı da. Ama eleştiri yıkmak için değil, düzeltmek için yapılmalıydı. Savunma yapılmalıydı; fakat suçlayarak değil, anlatarak, bilgilendirerek… Çünkü bu şehir ne bir partinin, ne bir grubun, ne de tek bir kişinin şehriydi. Bu şehir herkesindi ve öyle kalmalıydı.

Ve sonunda şu çağrı yankılanıyordu sokak aralarında: Eleştiriler kötü niyetle değil, iyi niyetle yapılmalıydı. Eksikler söylenmeli, ama çözümden kopulmamalıydı. Birbirini suçlamak yerine, herkes şehre birlikte sahip çıkmalıydı. Çünkü bu kent, ancak ortak akılla, sorumluluğu paylaşarak ve yapıcı bir dille ayağa kalkabilirdi. 

ÇANGA